ile ifâde edilmiş olması gibi sebeblerden dolayı derin tetebbu' ve tefekkür neticesi ancak anlaşılabilen âyetler.
Müteânik: Birbirinin boynuna sarılmış vaziyette olan.
Mütekallid: Bir vazifeyi üzerine alan, derûhde eden, kılınç kuşanmış, takınmış.
Mütemehhil: Zamana muhtaç, büyüyüp gelişmesi belli bir zaman içinde olan şey, tedrîc kanununa tâbi olan.
Mütemessil: Bir şeyin sûretine giren.
Mütenasika: Birbirine uygun şekilde olan.
Müteşa'ab: Şûbe ve kısımlara ayrılmış olan.
Müteşâbih: Zâhirî mânâsı kasdedilmeyen ve teşbih ve temsîl yoluyla hakikatlerin beyânında kullanılan ifâde.
Müteşâbihât-ı Kur'âniye: Beşer lisânının lûgatını vaz' etmediği, sezip düşünemediği, misâlini görmediği hakikatlerin teşbih ve temsîller ile anlatıldığı Âyet-i Kerîmeler.
Müteşâbike: Birbirine karışmış ve girmiş vaziyette olan. Girift.
Müteşâib: Şûbelenen, birbirine karışmadan dallı budaklı kollara ayrılmış olan.
Mütevâtir: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir cemâatin bir hâdise hakkında verdikleri haber.
Mütevâtir-i bilma'nâ: Bir haberin veya hâdisenin farklı ifâdelerle başka başka şahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması.
Müzahrefiyet: Tabîi ve fıtrî olmayan, yapmacık.
Müzehhebe: Yaldızlanmış, parlatılmış.
Müzekkire-i mükerrere: Tekrar tekrar hatırlatan.
N
— N —
Nâfık: Geçer akçe.
Nahu: Öyle ise, şöyle ki, işte.
Nâkil: Nakleden, işittiğini anlatan.
Nakkàd: Bir şeyin iyisini kötüsünü, doğrusunu ve yanlışını seçen kimse.
Nazar-ı san'at-perverâne: San'atkârâne bakış.
Nazar-ı Şâri': İlâhi nazar.
Nazm-ı Lafz: Kelâmın lafız esâs alınarak düzenlenmesi.
Neam, lâ: Evet, hayır. “Doğru fakat, mes'elenin içinde senin hâtırına gelmeyen şu da var.” mânâsınadır.
Nebe': Haber.
Necm-i sâkıb: Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.
Nemmâm: Koğucu, bozgunculuk yapan, dedikodu yapan.
Nev'un münhasırun fi'ş-şahs: Nev'-i şahsına münhasır. Başka bir benzeri olmayan.
Neyyir: Parlak, nurlu.
Nekâl: Şiddetli ve işkenceli azâb.
Nıkmet: Ezâ vererek cezalandırma. Dehşetli ceza verme, intikam alma.
Nokta-i istimdâd: Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki, sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.
Nokta-i istinâd: Dayanma ve güvenme noktası. Kâinâtta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtrî ihtiyacı.
Nücûm-u Sâkıbe: Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
Nümûvv-ü Tabîi: Normal şartlar altında büyüyüp gelişme.
Ö
— Ö —
Ömer b. Fârıd: (M. 1180-1234) Kahire’de doğdu ve orada vefât etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şâirlerdendir. Dîvânı vardır.
P
— P —
Pertev-efşân: Işık saçan.
Peymân: Yemîn, karşılıklı sözleşme, anlaşma, muâhede.
