İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 179 / 188
179

ile ifâde edilmiş olması gibi sebeblerden dolayı derin tetebbu' ve tefekkür neticesi ancak anlaşılabilen âyetler.

Müteânik: Birbirinin boynuna sarılmış vaziyette olan.

Mütekallid: Bir vazifeyi üzerine alan, derûhde eden, kılınç kuşanmış, takınmış.

Mütemehhil: Zamana muhtaç, büyüyüp gelişmesi belli bir zaman içinde olan şey, tedrîc kanununa tâbi olan.

Mütemessil: Bir şeyin sûretine giren.

Mütenasika: Birbirine uygun şekilde olan.

Müteşa'ab: Şûbe ve kısımlara ayrılmış olan.

Müteşâbih: Zâhirî mânâsı kasdedilmeyen ve teşbih ve temsîl yoluyla hakikatlerin beyânında kullanılan ifâde.

Müteşâbihât-ı Kur'âniye: Beşer lisâ­nının lûgatını vaz' etmediği, sezip düşünemediği, misâlini görmediği hakikatlerin teşbih ve temsîller ile anlatıldığı Âyet-i Kerîmeler.

Müteşâbike: Birbirine karışmış ve girmiş vaziyette olan. Girift.

Müteşâib: Şûbelenen, birbirine karışmadan dallı budaklı kollara ayrılmış olan.

Mütevâtir: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir cemâatin bir hâdise hakkında verdikleri haber.

Mütevâtir-i bilma'nâ: Bir haberin veya hâdisenin farklı ifâdelerle başka başka şahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması.

Müzahrefiyet: Tabîi ve fıtrî olmayan, yapmacık.

Müzehhebe: Yaldızlanmış, parlatılmış.

Müzekkire-i mükerrere: Tekrar tekrar hatırlatan.

N

— N —

Nâfık: Geçer akçe.

Nahu: Öyle ise, şöyle ki, işte.

Nâkil: Nakleden, işittiğini anlatan.

Nakkàd: Bir şeyin iyisini kötüsünü, doğrusunu ve yanlışını seçen kimse.

Nazar-ı san'at-perverâne: San'at­kârâne bakış.

Nazar-ı Şâri': İlâhi nazar.

Nazm-ı Lafz: Kelâmın lafız esâs alınarak düzenlenmesi.

Neam, lâ: Evet, hayır. “Doğru fakat, mes'elenin içinde senin hâtırına gelmeyen şu da var.” mânâsınadır.

Nebe': Haber.

Necm-i sâkıb: Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.

Nemmâm: Koğucu, bozgunculuk yapan, dedikodu yapan.

Nev'un münhasırun fi'ş-şahs: Nev'-i şahsına münhasır. Başka bir benzeri olmayan.

Neyyir: Parlak, nurlu.

Nekâl: Şiddetli ve işkenceli azâb.

Nıkmet: Ezâ vererek cezalandırma. Dehşetli ceza verme, intikam alma.

Nokta-i istimdâd: Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki, sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.

Nokta-i istinâd: Dayanma ve güvenme noktası. Kâinâtta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtrî ihtiyacı.

Nücûm-u Sâkıbe: Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.

Nümûvv-ü Tabîi: Normal şartlar altında büyüyüp gelişme.

Ö

— Ö —

Ömer b. Fârıd: (M. 1180-1234) Kahire’de doğdu ve orada vefât etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şâirlerdendir. Dîvânı vardır.

P

— P —

Pertev-efşân: Işık saçan.

Peymân: Yemîn, karşılıklı sözleşme, anlaşma, muâhede.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.