Hem de, Yedinci Mukaddime’de, inşikak-ı Kamer’e, yere inmeyi ilâve edenlere denilmiş: “Mu'cizenin kamerini münhasif ve Şems gibi bürhân-ı nübüvveti, Sühâ gibi mahfî olmasına sebeb oldunuz.”
Buna kıyâsen şu hakikate, şu kitapta birçok nümûne bulabilirsin. Zîra, bu kitabın mesleği, benim gibi harice boykotajdır. Hattâ zarûret olmazsa, efkâr ve mesâilde ve misâllerde ve esâlîbde, harice boykotaj etmektir. Fakat, tevâfuk-u hâtır olabilir. Zîra, hakikat birdir. Hangi kapıyla girsen, aynını göreceksin.
Hâtime
Hâtime
Söylenene bak, söyleyene bakma; söylenilmiştir... Fakat ben derim:
Kim söylemiş?
Kime söylemiş?
Ne içinde söylemiş?
Ne için söylemiş? Söylediği sözü gibi dikkat etmek, belâğat nokta-i nazarından lâzımdır, belki elzemdir.
İŞÂRET:
Ma'lûm olsun ki; fenn-i meânî ve beyânın mezâyâsının belâğatça mühim bir şartı; kasden ve amden garazın cihetine emârât ile işâret ve alâmâtın nasbıyla, kasd ve amdini göstermektir. Zîra, onda tesâdüf bir para etmez.
Fenn-i bedî'in ve tezyînât-ı lafziyenin şartı ise; tesâdüf ve adem-i kasddır veyâhut tesâdüfî gibi tabiat-ı mânâya yakın olmaktır.
TELVİH:
Pûşîde olmasın ki; tabiata ve hakikat-i hariciyeye delâlet eden ve hükm-ü zihnîyi, kanun-u haricî ile rabt eden, tâbir câiz ise, perdeyi delerek, altındaki hakkı gösteren âletlerin en sekkâbı; (اِنَّ) -i tahkîkiyedir. Evet şu (اِنَّ) nin şu hâsiyetine binâendir ki, Kur'ân’da kesretle istimâl olunmuştur.
