İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 174 / 188
174

İstiâre: Bir şeyi ödünç almak. Edb: Benzerlik alâkası ve karîne-i mânâ dolayısıyla bir kelimeyi hakîki mânâsının dışında bir mânâda kullanmaya “istiâre” denir.

İstibşâr: Sevinmek.

İstifsar: İzâh istemek. Sormak.

İstiftâ: Fetvâ istemek, Şerîat’a ait bir mes'ele hakkında salâ­hiyetli zâtlardan şer'î hükmü öğrenmek.

İstiğrak: Aşk-ı İlâhî ile dünyayı unutup kendinden geçmek. Maneviyattan gelen rûhî coşkunluk hâli.

İstikrâ': Etraflı bilgi. Ayrı ayrı hâdi­selerdeki müşterek vasıflara dikkat ederek umumî bir netice çıkarmak.

İstikrâ'-i tâmm: Ayrı ayrı hâdi­selerdeki müşterek vasıfları tesbit ede ede umumî bir netice çıkarmak. Umumî bir araştırma.

İstilhak: Kendine almak, kendine katmak.

İstînâs-ı efkâr: Fikirlerin ürkekliğinin kalkması, alışması, dost olması.

İstirak-ı sem': Haber çalmak, kulak hırsızlığı. Burada mecâzîdir. Âyete telmih vardır.

İstis'âb: Güç saymak, zor addetmek.

İstişmam: Koklamak. Hassas olmak. Anlayışlı olmak.

İstitrad: Bir söz ve yazıda esâs maksadla tebeî ve dolayısıyla alâkası bulunan başka bir bahis nakletmek.

İstitradî: Asıl mevzûdan olmayıp, mü­nâsebet gelmişken mevzû arasında söylenen söz.

İstizhar etmek: Yardım taleb etmek.

İşkâl: Müşkül bırakma. (Bkz. Müşkülât).

İşrâk: Parlatma, ışıklandırma. Mc. Kalbe mânâların doğması.

İştibâh: Kolay kolay farkedilmeyecek derecede benzerlik.

İştibâk: Şebekelenmek, karşılıklı birbirine geçmek, örgülenmek.

İştirâk: Bir lafzın muhtelif mânâlar arasında müşterek olması. Meselâ: İnsan kelimesinin bütün insan ferdleri arasındaki müşterekliği gibi. Veya bir kelimenin birkaç mânâ arasında müşterek olması. Meselâ: “Ayn” kelimesi hem göz, hem pınar, hem altun, hem maddeye delâleti gibi. Buna “lafz-ı müşterek” de denir.

İtâb: Tekdir etmek, azarlamak.

İ'tizâl: Mu'tezile mezhebine girmek.

İttihâd: Bkz. Ulûhiyet-i Sâriye.

İttisak: Nizâmlı ve intizamlı diziliş.

İttisal: Bkz: Ulûhiyet-i sâriye.

İttizah-ı delil: Delilin açık, vâzıh ve âşikâr olması.

İzdiyâd etmek: Ziyâdeleştirmek, fazlalaştırmak, çoğaltmak.

K

— K —

Kâ'b: (Ölm: H. 32) Yahudî âlimlerinden olup İsrailiyâtı İslâmiyet’e en çok aktaranlardan biridir. Hz. Ebû Bekir devrinde Müslüman olmuştur. Sa'lebi ve Kisâî gibi İslâm tarihçileri ondan çok rivâyetlerde bulunmuşlardır.

Kafiye-perestlik: Kafiye için, sâfiyeyi fedâ edecek derecede kafiyeye ehemmiyet vermek. Birinci derecede kafiyeyi düşünüp, mânâyı arka plâna atmak.

Kal u kìl: “Dedi, denildi” şeklindeki nakiller.

Kalak: Zahmet, meşakkat, gönül darlığı.

Kalb: Sahte para.

Kàmet-i Nâmiye: Gelişme ve büyüme kàbiliyetinde olan endâm, boy.

Kâmine: Saklı, gizli, pusuda duran, belirsiz.

Kar'ul-asâ: Doktorun, hastanın bedenine vurup muayene etmesi. Mc: Hatâyı hatırlatmak için işâret vermek ve îkaz etmek.

Karafî: (Şihabüddin Ahmed El-Ka­rafî) Mâlikî Mezhebi’nin büyük âlimle­

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.