TENBİH:
Üçüncü Makale’de müşkülât ve müteşâbihât-ı Kur'âniye’ye dair bir kaide gelecektir. İktiza-i makam ile şimdilik bir nebzesini zikredeceğiz. Şöyle:
Vaktâ ki, Kitab-ı Hakîm’den maksûd-u ehemm, ekseriyeti teşkil eden cumhûrun irşadı idi. Çünkü hàvâs, avâmın mesleğinden istifade edebilirler. Fakat avâm ise, hàvâssa hitâb olunan kelâmı hakkıyla fehmedemezler. Hâlbuki, cumhûr ise; ekserî avâm.. ve avâm ise; me'lûfât ve mütehayyelâtından tecerrüd edip, hakikat-i mahzâ ve mücerredât-ı sırfayı çıplak olarak göremezler. Fakat görmekleri te'min edecek, yalnız zihinlerinin te'nîsi için, me'lûf olan ziyy ve libâs ile mücerredât arz-ı endâm etmektir. Tâ mücerredâtı, suver-i hayâliye arkasında temâşâ etmekle görüp tanısın. Öyle ise, hakikat-i mahzâ, me'lûflarını giyecektir. Fakat sûrete hasr-ı nazar etmemek gerektir.
Bu sırra binâendir: Esâlîb-i Arab’da ukùl-ü beşere olan, tenezzülât-ı İlâhiye tâbir olunan mürâat-ı efhâm ve mümâşât-ı ezhân, Kur'ân-ı Mu'cizi'l-Beyân’da cereyan etti. Ezcümle: فَاسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ ve ﴾ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْدِيهِمْ ﴿ ve ﴾ جَٓاءَ رَبُّكَ ﴿ ve emsâli...
Hem de تَغْرُبُ (الشّمْسُ) فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ ve eşbâhı...
Hem de ﴾ وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ ﴿ ve nezâiri bu üslûba birer mecrâdır.
﴿ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ ﴾
#### Hâtime
Hâtime
Sa'b olan bir kelâmın iğlâk ve işkâli, ya lafız ve üslûbun perîşanlığından neş'et eder; bu kısım Kur'ân-ı Vâzıhu'l-Beyân’a yanaşmamıştır. Veyâhut mânânın dakîk, derin; veyâhut kıymetdâr; veyâhut gayr-ı me'lûf, gayr-ı mebzûl olduğundan, güyâ fehme karşı nazlanmak ve şevki arttırmak için kendini göstermemek ve kıymet ve ehemmiyet vermek ister; müşkülât-ı Kur'âniye bu kısımdandır.
