İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 184 / 188
184

V

— V —

Vahîd: Yalnız, tek başına.

Vahşet-âbâd: Issız, korku ve ürkeklik veren yer.

Ve'd-i benât: İslâmiyet’ten evvel Arabların kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adedi.

Vehb: (H. ...-110) Tâbiînden olan bu şahıs, İsrailî rivâyetlerin en mühim kaynağı addolunur. Birçok İsrailiyâtı hâvî kitapları okumuş ve tefsire de aktarmıştır.

Vehm-i seyyi': Kötü kuruntu.

Ve illâ: Yoksa, aksi takdirde.

Veleh-resân-ı Ukùl: Akılları hayrette bırakan.

Verâ: Arka.

Y

— Y —

Yaeyyühe'l-hôto: Ey vahşî, kaba dağ adamı.

Yâbis: Kuru.

Ratb ve Yâbis: Mc. Her ne ki. Herşey.

Yâfes: Hz. Nuh’un (A.S.) üçüncü oğlu. Tûfândan sonra Hazar Denizi’nin kuzeyinde yerleşmiştir.

Yed-i beyzâ: Beyaz el, Hz. Mûsa’nın (A.S.) elini cebine sokup çıkardığı zaman elinin nur gibi parlayıp ışık vermesi mu'cizesi.

Yemîn: Sağ el.

Yenâbî-i Ulûm: İlim kaynakları, çeşmeleri.

Yesâr: Sol el.

Z

— Z —

Zeheb-i zâhib: Erimiş altın.

Zemin-i şûre: Çorak yer.

Zenâv: Suların biriktiği yer. Havuz.

Zeneb: Kuyruk.

Zengâr: Pas.

Zıll-i Zalîl: Koyu gölge.

Ziyy: (Zeyy) Dış görünüş. Libâs. Hey'et. Kılık, kıyafet.

Zülâl: Sâf, berrak, tatlı.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.