V
— V —
Vahîd: Yalnız, tek başına.
Vahşet-âbâd: Issız, korku ve ürkeklik veren yer.
Ve'd-i benât: İslâmiyet’ten evvel Arabların kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adedi.
Vehb: (H. ...-110) Tâbiînden olan bu şahıs, İsrailî rivâyetlerin en mühim kaynağı addolunur. Birçok İsrailiyâtı hâvî kitapları okumuş ve tefsire de aktarmıştır.
Vehm-i seyyi': Kötü kuruntu.
Ve illâ: Yoksa, aksi takdirde.
Veleh-resân-ı Ukùl: Akılları hayrette bırakan.
Verâ: Arka.
Y
— Y —
Yaeyyühe'l-hôto: Ey vahşî, kaba dağ adamı.
Yâbis: Kuru.
Ratb ve Yâbis: Mc. Her ne ki. Herşey.
Yâfes: Hz. Nuh’un (A.S.) üçüncü oğlu. Tûfândan sonra Hazar Denizi’nin kuzeyinde yerleşmiştir.
Yed-i beyzâ: Beyaz el, Hz. Mûsa’nın (A.S.) elini cebine sokup çıkardığı zaman elinin nur gibi parlayıp ışık vermesi mu'cizesi.
Yemîn: Sağ el.
Yenâbî-i Ulûm: İlim kaynakları, çeşmeleri.
Yesâr: Sol el.
Z
— Z —
Zeheb-i zâhib: Erimiş altın.
Zemin-i şûre: Çorak yer.
Zenâv: Suların biriktiği yer. Havuz.
Zeneb: Kuyruk.
Zengâr: Pas.
Zıll-i Zalîl: Koyu gölge.
Ziyy: (Zeyy) Dış görünüş. Libâs. Hey'et. Kılık, kıyafet.
Zülâl: Sâf, berrak, tatlı.
