leri misâl alınarak yazılmış elli makameyi (nutukları) ihtiva eder.
Hark: Herhangi bir kanunun delinmesi, yırtılması, kanunu devre dışı bırakarak yaratma..
Hàs Lafızlar: Bir mânâya mahsûs olan lafızdır. Hasan, Mehmed, insan, erkek lafızları gibi.
Hasnâ: Dilber, hüsün ve cemâl sâhibi genç kadın.
Hàssa-i Fârika: Ayırıcı özellik. Vasf-ı Farık.
Hatab: Odun.
Hatt-ı Şâkul: Çekül doğrultusu.
Havâtim: (Hâtime’nin C.) Sonlar, nihâyetler.
Hayâl-gûl: Boş ve vîrâne yerlerde bulunan ve helâk edici bir cin tâifesini hayâl etme.
Hayâl-i hâil: Korku ve dehşet veren hayâl.
Hayâliyyûn mezhebi: Aslı olmayan ve hayâlde tasavvur edilen şeyleri, gerçek olduğunu vehm edenlerin mesleği.
Hayâl-perestlik: Kelâmda hakikati rencîde edecek şekilde lüzumsuz hayâllere yer vermek.
Hayfâ: Vah! Vah! Yazıklar olsun! meâlinde söylenir.
Haylûlet: Araya girip perde olma.
Haylûlet-i arz: Ay tutulması. Dünyanın güneşle ay arasına girerek güneş ışığına perde olması.
Hayme-nişîn: Çadırda oturan, göçebe.
Hayret-bahşâ: Hayret veren.
Hayse-beyse: Öyle mi, böyle mi? diye tereddüd.
Hazâkat: İhtisas, mehâret, üstadlık.
Hemdest-i vifâk: Bir fikir ve mes'elede anlaşarak el ele vermek, hep birden aynı sözü söylemek.
Hemec: Övez denilen at sineği.
Hem-matla': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin veya zamanların aynı oluşu. Aynı meridyen üzerinde olup, ay ve güneşi aynı saatlerde gören ülkeler.
Hevâiye: Hava gibi hafif ve latîf karakterde olan şeyler.
Hey'etin feletâtı: Birini taklid eden kimsenin taklidciliğini gösterip ilân eden sürçmeleri, falsoları, kemâlât-ı rûhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvâldeki fıtrîlik ve muvâzeneyi o seviyede olmayanın sun'î takliddeki gayr-ı fıtrîliği.
Hısas: Hisseler, kıssadan alınan dersler.
Hikem: (Hikmet’in C.) Eşyanın hâllerinden ve keyfiyetlerinden ve gaye ve maslahatlarından bahseden ilim.
Hikmet-i atîka: Eski hikmet.
Hîna ki: Vaktâ ki, ne zaman ki.
Hôto: Anlayışsız, kaba.
Hudûs: Mahlûkatın sonradan meydâna gelmesi hâli. Ezelî olmamak.
Hulel-i fâhire: Kıymetli, şa'şaalı, parlak elbiseler.
Hulûl: Bkz. Ulûhiyet-i Sâriye.
Hurdebîn: Mikroskop.
Hurdebînî: Mikroskobik.
Husûl-pezir: Meydâna gelen.
Hücciyet: Hüccetlik, delil sayılabilme. Sağlam delil kabûl edilebilir olma.
Hükemâ: (Hakîm’in C.) Filozoflar. Hikmet ilminde, felsefede mütebahhir ve mütehassıs olanlar.
Hükemâ-i Kadîme: Eski filozoflar.
Hükkâm: (Hâkim’in C.) Büyük devlet adamları. Mahkeme reisleri.
Hüseyin-i Cisrî: (M. 1845-1909) Lübnan’da doğup, Ezher Üniversitesinde okumuştur. “Risale-i Hamîdiye” adlı eseri çok meşhûrdur. Bu eser Manastırlı İsmail Hakkı tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
Hüsn-ü Küllî: Bütün ferdleri içine alan kapsamlı, şümûllü güzellik.
Hüsn-ü Mücerred: Gayr olsun olmasın bizzat güzel olan şey. Bazı a'zâ veya çizgilerin mütenâsib terkîb
