İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 172 / 188
172

leri misâl alınarak yazılmış elli makameyi (nutukları) ihtiva eder.

Hark: Herhangi bir kanunun delinmesi, yırtılması, kanunu devre dışı bırakarak yaratma..

Hàs Lafızlar: Bir mânâya mah­sûs olan lafızdır. Hasan, Mehmed, insan, erkek lafızları gibi.

Hasnâ: Dilber, hüsün ve cemâl sâhibi genç kadın.

Hàssa-i Fârika: Ayırıcı özellik. Vasf-ı Farık.

Hatab: Odun.

Hatt-ı Şâkul: Çekül doğrultusu.

Havâtim: (Hâtime’nin C.) Sonlar, nihâyetler.

Hayâl-gûl: Boş ve vîrâne yerlerde bulunan ve helâk edici bir cin tâifesini hayâl etme.

Hayâl-i hâil: Korku ve dehşet veren hayâl.

Hayâliyyûn mezhebi: Aslı olmayan ve hayâlde tasavvur edilen şeyleri, gerçek olduğunu vehm edenlerin mesleği.

Hayâl-perestlik: Kelâmda hakikati ren­cîde edecek şekilde lüzumsuz ha­yâllere yer vermek.

Hayfâ: Vah! Vah! Yazıklar olsun! meâlinde söylenir.

Haylûlet: Araya girip perde olma.

Haylûlet-i arz: Ay tutulması. Dünyanın güneşle ay arasına girerek güneş ışığına perde olması.

Hayme-nişîn: Çadırda oturan, göçebe.

Hayret-bahşâ: Hayret veren.

Hayse-beyse: Öyle mi, böyle mi? diye tereddüd.

Hazâkat: İhtisas, mehâret, üstadlık.

Hemdest-i vifâk: Bir fikir ve mes'elede anlaşarak el ele vermek, hep birden aynı sözü söylemek.

Hemec: Övez denilen at sineği.

Hem-matla': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin veya zamanların aynı oluşu. Aynı meridyen üzerinde olup, ay ve güneşi aynı saatlerde gören ülkeler.

Hevâiye: Hava gibi hafif ve latîf karakterde olan şeyler.

Hey'etin feletâtı: Birini taklid eden kimsenin taklidciliğini gösterip ilân eden sürçmeleri, falsoları, kemâlât-ı rûhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvâldeki fıtrîlik ve mu­vâzeneyi o seviyede olmayanın sun'î takliddeki gayr-ı fıtrîliği.

Hısas: Hisseler, kıssadan alınan dersler.

Hikem: (Hikmet’in C.) Eşyanın hâl­lerinden ve keyfiyetlerinden ve gaye ve maslahatlarından bahseden ilim.

Hikmet-i atîka: Eski hikmet.

Hîna ki: Vaktâ ki, ne zaman ki.

Hôto: Anlayışsız, kaba.

Hudûs: Mahlûkatın sonradan meydâna gelmesi hâli. Ezelî olmamak.

Hulel-i fâhire: Kıymetli, şa'şaalı, parlak elbiseler.

Hulûl: Bkz. Ulûhiyet-i Sâriye.

Hurdebîn: Mikroskop.

Hurdebînî: Mikroskobik.

Husûl-pezir: Meydâna gelen.

Hücciyet: Hüccetlik, delil sayılabilme. Sağlam delil kabûl edilebilir olma.

Hükemâ: (Hakîm’in C.) Filozoflar. Hikmet ilminde, felsefede mütebahhir ve mütehassıs olanlar.

Hükemâ-i Kadîme: Eski filozoflar.

Hükkâm: (Hâkim’in C.) Büyük devlet adamları. Mahkeme reisleri.

Hüseyin-i Cisrî: (M. 1845-1909) Lübnan’da doğup, Ezher Üniversitesinde okumuştur. “Risale-i Ha­mîdiye” adlı eseri çok meşhûrdur. Bu eser Manastırlı İsmail Hakkı tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Hüsn-ü Küllî: Bütün ferdleri içine alan kapsamlı, şümûllü güzellik.

Hüsn-ü Mücerred: Gayr olsun olmasın bizzat güzel olan şey. Bazı a'zâ veya çizgilerin mütenâsib terkîb

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.