İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 46 / 188
46

ve teceddüde ve icâda olan meylidir. Buna binâen, vaktâ beşer, nazar-ı sathî ile kâinât kaplarında ülfet kapağı altında olan gıdâ-yı rûhâniyi zevk edemediğinden, kabı ve kapağı yalamakla usanmak ve kanâatsizlik ve hàrikulâ­deye meyil ve hayâlâta iştihâdan başka netice vermediğinden meyl-i hàrikulâde ile, ya teceddüd veya tervîc için meylü'l-mübâlağa tevellüd eder. O mübâlağa ise; dağ tepesinde bir kartopu gibi yuvarlamakla, tâ hayâlin yüksek zirvesinden lisâna kadar tekerlense, sonra lisândan lisâna yuvarlanıp giderken, kendi hakikatinin çok parçalarını dağıtmakla beraber, her lisândan meylü'l-mübâlağa ile çok hayâlâtı kendine toplar, şâpe gibi büyür. Hattâ kalbe değil, belki sımahta, belki hayâlde bile yerleşemiyor. Sonra bir nazar-ı hak gelir, onu tecrid etmekle çıplak ederek, tevâbi'ini dağıtıp, aslına ircâ eder. “Hak gelir, bâtıl ölür” sırrı da zâhir olur.

Ezcümle: Bugünlerde bir hikâye buna misâl olabilir. Fahr olmasın, zaman-ı sabâvetimden beri üssü'l-esâs-ı meslekim; ifrat ve tefrit ile hakàik-ı İslâmiyet’e sürülen lekeleri temizlemek ve o elmas gibi hakikatlerine saykal vurmak idi. Bu mesleğime tarih-i hayatım, pek çok vukûâtıyla şehâdet eder. Bununla beraber, bugünlerde küreviyet-i arz gibi bedîhî bir mes'eleyi zikrettim. O mes'eleye temâs eden mesâil-i diniyeyi tatbik ve tevfik ederek, düşmanların i'tirâzâtını ve muhibb-i dinin vesveselerini def' eyledim. Nasıl ki, mesâilde mufassalan gelecektir... Sonra gul-yabânî gibi, hayâlâta alışan zâhir-perestlerin dimağları kabûl etmeyecek gibi göründüler. Fakat asıl sebeb, başka garaz olmak gerektir. Güyâ, göz yummakla gündüzü gece veya üflemekle güneşi söndürmeye ihtimal vermek gibi bir hareket-i mecnûnânede bulundular. Güyâ, onların zannınca küreviyet-i arza hükmeden, dinde çok mesâile muhâlefet ediyor. Onu bahâne ederek büyük bir iftirayı ettiler. O derecede kalmadı. Vesveseli ezhânı, iftiranın büyümesine müsâid bir zemin bulduklarından, iftirayı o derece büyüttüler ki; ehl-i diyânetin hakikaten ciğerlerini dâğdâr ve ehl-i hamiyeti, gerd terakkiyâtından me'yûs ettiler.

Lâkin bu hâl büyük bir derstir; beni îkaz etti ki: Câhil dost, düşman kadar zarar verebilir. Öyle ise, şimdiye kadar yalnız

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.