Eğer desen: “Bu icmâldeki mânâyı anlamadım, tafsîl et.”
Derim: İşte dinle, görüyorsun ki; maddiye ve maneviye olan nev'-i beşerdeki nizâmâtın, hem de hâsiyet-i aklın kuvvetiyle taht-ı tasarrufuna alınan çok envâ'ın ahvâline verildiği intizamâtın merkezi ve mâdeni hükmünde olan nübüvvet-i mutlakanın bürhânı, insanın hayvaniyetten üç noktada olan terakkîsidir.
Birincisi: “Fikrin evveli, amelin âhiri; amelin evveli, fikrin âhiri” olan kaidesinin zımnındaki sırr-ı acîbdir. Şöyle: Nur-u nazar ile ilel-i müterettibe-i müteselsilenin meyânında olan terettübü keşfederek, umum kemâlât-ı insaniyenin tohumu hükmünde olan mürekkebâtı, besâita tahlil ve ircâ etmekle hâsıl olan kàbiliyet-i ilim.. ve terkîb dedikleri kavânîn-i câriyeyi istimâl edip, san'atıyla tabiatı muhâkât olan kàbiliyet-i san'attan nazarının kusurunu ve evhâmın müzâhemeti ve sevk-i insaniyetin adem-i kifâyeti cihetiyle, bir mürşid-i nebîye ihtiyaç gösteriyor; tâ, âlemdeki nizâm-ı ekmelin muvâzenesi muhâfaza olunsun.
İkincisi: Gayr-ı mütenâhî olan beşerin isti'dâdı, gayr-ı mahsur olan âmâl ve müyûlâtı ve gayr-ı mazbut olan tasavvurât ve efkârı, gayr-ı mahdûd olan kuvve-i şeheviye ve gadabiyesidir...
İŞÂRET:
Bir adama milyonlarca sene ömür ile, bütün lezâiz-i dünyeviye ve her cihetten tasallut-u tâmm verildiği hâlde; isti'dâdındaki lâyetenâhîliğin hükmünce, bir “ah!.. ah!.. leyte!..”yi çekecektir. Güyâ, o adem-i rızâ ile remz ve işâret ediyor ki; insan ebede namzeddir ve saâdet-i ebediye için halk olunmuştur. Tâ, gayr-ı mütenâhî bir zamanda, gayr-ı mahdûd ve geniş bir âlemde, gayr-ı mahsur olan isti'dâdâtını bilfiile çıkarabilsin.
TENBİH:
Adem-i abesiyet ve hakàik-ı eşyanın sübûtiyetleri îmâ ediyor ki; bu dar ve mahsur ve herbir lezzetinde çok a'râzın müzâhemetiyle keşmekeş ve tehâsüdden hàlî olmayan şu dünya-yı deniye içinde, kemâlât-ı insaniye yerleşmez. Belki, geniş ve müzâhemetsiz bir âlem
