TEMHÎD:
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Sâni'in bir bürhânıdır. Öyleyse şu bürhânın, isbât-ı sıdkını ve intacını ve sûreten ve maddeten sıhhatini isbât etmek gerektir... Nahu:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ الَّذِي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِكَ
Emmâ ba'dü!.. Ey hakikatin âşıkı!.. Eğer vicdânımı mütâlaa etmekle hakikatleri rasad etmek istersen, kalb dedikleri Latîfe-i Rabbâniye’nin pası ve zengârı hükmünde olan arzu-yu hilâf ve iltizam-ı taraf-ı muhâlif ve mâzûr tutulmak için kendi evhâmına bir hak vermek ve bir “asl”a ircâ etmek ve mecmûun neticesini, herbir ferdden istemek ki, za'fiyeti sebebiyle neticenin reddine bir isti'dâd-ı seyyie verilir. (∗) [^1]
[^1]:(∗) Dikkat lâzımdır.
Hem de bahâneli çocukluk tabiatı, hem de mahâneli düşman seciyesi, hem de yalnız ayıbı görmek şânında olan müşteri nazarı gibi emirlerden, o mir'âtı taskîl ve tasfiye et. Muvâzene ve mukàbele eyle; ekser emârâtın imtizacından tezâhür eden hakikatin şu'le-i cevvâlesini karîne-i münevvire et; tâ, ekaldeki evhâm-ı muzlimeyi tenvir ve def' edebilesin... Hem de, munsıfâne ve müdakkikàne ile dinle, kelâm tamam olmadan i'tirâz etme. Nihâyete kadar bir cümledir, bir hükümdür. Tamam olduktan sonra, bir vehmin kalırsa söyle...
TENBİH:
Şu bürhânın suğrâsı, nübüvvet-i mutlakadır. Kübrâsı ise, nübüvvet-i Muhammed’dir. (Aleyhissalâtü Vesselâm) İşte başlıyoruz:
İŞÂRET:
Sâni'in hikmeti ve ef'âlindeki adem-i abesiyet ve kâinâttaki en hasîs ve en kalîl şeyde nizâmın mürâatı ve adem-i ihmali ve nev'-i beşerin mürşide olan ihtiyac-ı zarûrîsi, nev'-i beşerde vücûd-u nübüvvet, kat'an istilzam ederler...
