evtârını intak edip, herbir tel başka lisân ile mu'cizâtının nağamâtını inşâd etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i mînâda ilelebed tanîn-endâz etmiştir.
Güyâ âsumân, kendi mi'râc ve melek ve kamerin elsine-i semâviyesiyle risaletini tebrik..
Ve zemin, kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu'cizelerine senâhan..
Ve cevv-i fezâ, kendi cin ve bulutların işârâtıyla nübüvvetine beşâret ve sâyebân..
Ve zaman-ı mâzi, enbiyâ ve kütüb ve kâhinlerin rumûz ve telvihâtıyla o şems-i hakikatin fecr-i sâdıkını göstererek müjdeci..
Ve zaman-ı hâl, yani asr-ı saâdet, lisân-ı hâliyle tabiat-ı Arab’daki inkılâb-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzânın def'aten tevellüdünü şâhid göstererek nübüvvetini isbât..
Ve zaman-ı müstakbel, kendi vukûât ve fünûnunun etvâr-ı müdakkikànesiyle onun mevkib-i ikbâlini istikbâl..
Ve lisân-ı hakîmâne ile irşadâtına teşekkür..
Nev'-i beşer, kendi muhakkìkleriyle, bâhusus hatîb-i belîği ki; şems gibi kendi kendine bürhân olan Muhammed’in (A.S.M.) lisân-ı fasîhânesiyle Hak’tan geldiğini ilân..
Ve Zât-ı Zülcelâl, kendi Kur'ân’ının lisân-ı belîğânesiyle ol Nebi-yi Ümmî’nin fermân-ı risaletini kırâat, ediyorlar ve okuyorlar.
Beyt:
جُمْلَه شِيرَانِ جِهَانْ بَسْتَهٴِ اِينْ سِلْسِلَه اَنْد
رُوبَه اَزْ حِيلَه چِه سَانْ بِگُسَلَدْ اِينْ سِلْسِلَه رَا
