ve kemâl-i metânetle ve tamam-ı ıttırâd-ı ahvâl ile ve müsâvât ve muvâzenet-i etvâr ile ve nihâyet-i iffet ile ve hiçbir hâli, mestûriyeti muhâfaza etmeyen, lâsiyyemâ; öyle ehl-i inâda karşı, bir hileyi îmâ etmemekle beraber yaşadığı nazara alınırsa; sonra istimrar-ı ahlâkının zamanı olan kırk seneden sonra, o inkılâb-ı azîm nazara alınırsa; haktan geldiğini ve hakikat olduğunu tasdik etmezse, nefsine levm etsin... Zîra, zihninde bir sofestâi gizlenmiş olacaktır.
Hem de, en hatarlı makamlarda –Gâr’da gibi– tarîk-ı halâsı mefkûd iken ve haytu'l-emel bihasebi'l-âde kesilirken, gayet metânet ve kemâl-i vüsûk ve nihâyet-i itmi'nân ile olan hareket ve hâl ve tavrı, nübüvvet ve ciddiyetine şâhid-i kâfîdir ve hak ile temessük ettiğine delildir...
