kıssa-i Mûsa dahi öyledir. Bu hâsiyetine binâendir ki; Kur'ân yed-i beyzâ-i mu'cizü'l-beyânıyla o kıssayı aldı ve suver-i müteaddidede gösterdi. Herbir ciheti, hüsn-ü istimâl etti. Fenn-i beyânın sehâresi, belâğatına secde-ber zemin-i hayret ve muhabbet ettiler.
Ey birader! Bu mes'elede olan hayâl-meyâl belâğat, bu esâlîb ile sana öyle bir şecereyi tersîm eder ki; cesîm urûku, müteşâbike.. uzun boğumları, mütenâsika.. ve müteşâib dalları, müteânika.. meyve ve semerâtı, mütenevvia olan bir şecere-i hakikat sana tasvir eder. Eğer istersen, Altıncı Mes'ele’ye temâşâ et. Zîra, çendan müşevveş ise, bir derece bu mes'elenin bir parçasına misâl olabilir.
TENBİH VE İ'TİZAR:
Ey birader! Bilirim ki, şu makale sana gayet muğlak görünüyor. Fakat ne çare, mukaddimenin şe'ni icmâl ve i'câzdır. Kütüb-ü Sâlise’de sana tecellî edecektir.
