İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 84 / 188
84

Eğer iştihânın açılmasıyla, üslûb denilen hakikatin şişesindeki zülâl-i mânâ, nasıl kendine muvâfık ve nasıl imtizaç etmesini seyretmek ve o zülâli içmeye iştihân var ise, meyhâneye git ve de: Ey meyhâneci, kelâm-ı belîğ nedir?

Elbette onun san'atı, onu şöyle söylettirecek: Kelâm-ı belîğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ve fehm denilen süzgeç ile süzülen âb-ı hayat gibi bir mânâyı, zurefâ denilen sâkiler döndürüp, efkâr içer; esrârda temeşşî etmekle, hissiyatı ihtizâza getiren kelâmdır.

Eğer böyle sarhoşların sözlerinden hoşlanmıyorsan, suyun mühendisi olan Hüdhüd-ü Süleyman’ın “Sebe'”den getirdiği, nebe' ve haberi dinle!.. Nasıl inzâl-i Kur'ân ve ibdâ'-ı semâvât ve arz eden Zülcelâl’in tavsifini etmiştir. Hüdhüd diyor: “Bir kavme rast geldim; zemin ve âsumândan mahfiyâtı çıkaran Allah’a secde etmiyorlar...” Bak, evsâf-ı kemâliye içinde, Hüdhüd’ün hendesesine telvih eden vasf-ı mezbûru, yalnız ihtiyar eyledi.

İŞÂRET:

Üslûbdan muradım, kelâmın kalıbıdır ve sûretidir. Başkalar, başka diyorlar. Ve belâğatça fâidesi, kıssâtın tefârikini ve perîşan olan parçalarını iltiham ve bitiştirmektir; tâ, kaide-i “Bir şey sâbit olursa, levâzımıyla sâbittir.” sırrıyla, bir cüz'ü tahrîk etmekle, kıssâtın küllünü ihtizâza getirmektir. Güyâ mütekellim, üslûbun bir köşesini muhâtaba gösterse, muhâtab kendi kendine, velev bir derece karanlık olsa da, tamamını görebilir.

Bak, nerede olursa olsun “Mübâreze” lafzı, pencere gibi mey­dân-ı harbi, içinde harb olarak sana gösterir.

Evet, çok böyle kelimeler vardır. Hayâlin sinematoğrafisi denilse, câizdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.