Hâlbuki, bu söz ile hükemânın mezhebi olan ki: “Melâike-i kirâm, maddeden mücerreddirler.” red yolunda tasrîh ediyor ki: “Melâike-i kirâm, anâsırdan mahlûk, ecsâm-ı nurâniyedirler.”
Onlar fehmetmişler ki; anâsır dört oldukları, İslâmiyet’tendir. Acaba?.. Dörtlüğü ve unsuriyeti ve besâteti, hükemâ ıstılahâtından ve müzahref olan ulûm-u tabîiyenin esâslarındandır. Hiç usûl-ü İslâmiye’ye taallukları yoktur. Belki, zâhir müşâhedetle hükmolunan bir kaziyedir.
Evet, dine temâsı olan herşey, dinden olması lâzım gelmiyor. Ve İslâmiyet’le imtizaç eden herbir madde, İslâmiyet’in anâsırından olduğunu kabûl etmek, unsur-u İslâmiyet’in hâsiyetini bilmemek demektir. Zîra, kitab ve sünnet ve icmâ ve kıyâs olan anâsır-ı erbaa-i İslâmiye, böyle maddeleri terkîb ve tevlîd etmez.
Elhâsıl: Unsuriyet ve besâtet ve erbaiyet, felsefenin bataklığındandır; şerîatın mâden-i sâfîsinden değildir. Fakat felsefenin yanlışı, seleflerimizin lisânlarına girdiğinden, bir mahmil-i sahîh bulmuştur... Zîra selef, “dörttür” dediklerinden murad, zâhiren dörttür. Veyâhut hakikaten ecsâm-ı uzviyeyi teşkil eden müvellidü'l-mâ ve müvellidü'l-humuza ve azot ve karbon.. yine dörttür.
Eğer hür-fikirsen, bu felsefenin şerrine bak: Nasıl ezhânı esâretle sefâlete atmıştır. Âferin hürriyet-perver olan hikmet-i cedîdenin himmetine ki; o müstebid hikmet-i Yunâniye’yi dört duvarıyla zîr ü zeber etmiştir. Demek muhakkak oldu ki: Âyâtın delâil-i i'câzının miftâhı ve esrâr-ı belâğatın keşşâfı, yalnız belâğat-ı Arabiye’nin mâdenindendir. Yoksa, felsefe-i Yunâniye’nin destgâhından değildir.
Ey Birader!..
Vaktâ ki; keşf-i esrâr merakı, bizi şu makama kadar getirdi, biz de seni beraber çektik, seni tâciz ettik, hem senin çok yorgunluğunu dahi biliriz. Şimdi Unsuru'l-Belâğat ve i'câzın miftâhı olan, İkinci Makale’nin içerisine seni gezdirmek istiyorum. Sakın o makalenin iğlâk-ı üslûbu ve içinde cilveger olan mesâilin elbiselerinin perîşaniyeti, seni temâşâsından müteneffir etmesin. Zîra, iğlâk eden mânâsındaki dikkat ve kıymettir ve perîşan eden ve zînet-i zâhiriyeden müstağnî eden, mânâsındaki cemâl-i zâtiyesidir.
