Acaba bedîhî değil midir ki, Kolomb-u Zûfünûn’un sebeb-i iştihârı olan yeni dünyanın keşfi, farazâ bu zamana kadar kalmış olsa idi; hiç kaptan arasında kıymeti olmayan bir kayık sâhibi de, Yeni Dünya’yı Eski Dünyaya komşu etmeye muktedir olacaktı. Evvelki keşşâfın tebahhur-u fikrine ve mehâliki iktihamına bedel, bir küçük sefîne ile bir pusula kifâyet edecekti.
Fakat bununla beraber, şimdi gelecek bir hakikati nazar-ı dikkate almak lâzımdır. Şöyle ki:
Mesâil iki kısımdır:
Birisinde, telâhuk-u efkâr te'sir eder; belki ona mütevakkıftır. Nasıl ki, maddiyâtta büyük bir taşı kaldırmak için teâvün lâzımdır...
Kısm-ı diğeride, esâs itibariyle telâhuk ve teâvün te'sirsizdir. Bin de, bir de birdir. Nasıl ki, hàriçte bir uçurum üzerinden atlamak veyâhut bir dar yerden geçmekte küll ve küll-ü vâhid birdir, teâvün fâide vermez...
Bu kıyâsa binâen fünûnun bir kısmı, büyük taşın kaldırılması gibi teâvüne muhtaçtır. Bunların ekseri, ulûm-u maddiyedendir.
Diğer bir kısmı, ikinci misâle benzer. Tekemmülü, def'î, yâhut def'î gibi olur. Bu ise, ağlebi maneviyat veya ulûm-u İlâhiye’dendir. Lâkin, eğer çendan telâhuk-u efkâr bu kısm-ı sânînin mâhiyetini tağyîr ve tekmîl ve tezyîd edemez ise de, bürhânların mesleklerine vuzûh ve zuhûr ve kuvvet verir.
Hem de nazar-ı dikkate almak lâzımdır ki: Kim bir şeyde çok tevağğul etse; gâliben başkasında gabîleşmesine sebebiyet verir. Bu sırra binâendir ki; maddiyâtta tevağğul eden, maneviyatta gabîleşir ve sathî olur. Bu noktaya nazaran; maddiyâtta mehâreti olanın, maneviyatta hükmü hüccet olmasına sebeb olmadığı gibi, çok defa sözü dahi şâyân-ı istimâ' değildir. Evet bir hasta, tıbbı, hendeseye kıyâs ederek, tabibe bedelen mühendise müracaat edip, gösterdiği ilâcı istimâl eder ise; akrabasına tâziye vermeye dâvet ve kendisi için kabristan-ı fenânın hastahânesine nakl-i mekân etmek için bir raporu istemek demektir.
