İŞÂRET VE İRŞAD VE TENBİH:
Vaktâ kâinât tarafından, hükûmet-i hilkat cânibinden, müstantık ve sâil sıfatıyla gönderilen fenn-i hikmet, istikbâle teveccüh eden nev'-i beşerin talîalarına rastgelmiş; birden fenn-i hikmet, şöyle birtakım suâlleri îrâd etmiş ki:
“Ey insan evlâdları!.. Nereden geliyorsunuz?..
Kimin emriyle?.. Ne edeceksiniz?..
Nereye gideceksiniz?..
Mebde'iniz nereden?.. Ve müntehânız nereyedir.”
O vakit nev'-i beşerin hatîb ve mürşid ve reisi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ayağa kalkarak, hükûmet-i hilkat cânibinden gelen fenn-i hikmete, şöyle cevab vermiştir ki:
“Ey müstantık efendi! Biz maâşir-i mevcûdât, Sultan-ı Ezel’in emriyle, kudret-i İlâhiye’nin dâiresinden, memuriyet sıfatıyla gelmişiz. Şu hulle-i vücûdu bize giydirerek ve şu sermâye-i saâdet olan isti'dâdâtı veren, cemî' evsâf-ı kemâliye ile muttasıf ve Vâcibü'l-Vücûd olan Hâkim-i Ezel’dir. Biz maâşir-i beşer dahi, şimdi saâdet-i ebediyenin esbâbını tedârik etmekle meşgulüz. Sonra birden ebede müteveccihen, şehristân-ı ebedü'l-âbâd olan haşr-i cismâniye gideceğiz.”
İşte ey hikmet, halt etme ve safsata yapma!.. Gördüğün ve işittiğin gibi söyle!..
