İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 121 / 188
121

tecellî-i esmâ ve sıfâtı ise; dıyku'l-elfâz sebebiyle, ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tâbir ettikleri hakàikı, başkalar anlamadılar... Sû-i tefehhüm ile, kendi isti'dâd-ı şûrelerinden zuhûr eden evhâm-ı vâhiyeye, muhakkìkînin kelimât ve şatahatını tatbik ettiler.

Yûhâ onların akıllarına!.. Süreyyâ derecesinde olan muhakkìkî­nin efkâr-ı mücerredeleri, serâ derekesinde olan mukallidîn-i maddiyûnun efkâr-ı sefîlesinden binler derece uzaktır.

Evet, şu iki fikrin tatbikine çalışmak, şu zaman-ı terakkîde, akl-ı beşerin dûçâr-ı sekte olduğunu ve varta-i mevte düştüğünü izhâr etmektir ki; insaniyet müteessifâne nazar ederek ve isti'dâd-ı tahkîk ve terakkî lisânıyla

كَلَّا وَاللهِ اَيْنَ الثَّرَى مِنَ الثُّرَيَّا وَاَيْنَ الضِّيَاءُ السَّاطِعُ مِنَ الظُّلْمَةِ الطَّامِسَةِ

demeye mecbur oluyor.

İŞÂRET:

Şunlar, ehl-i vahdetü'ş-şühûddurlar. Fakat vahdetü'l-vücûd ile mecâzen tâbir edilebilir. Fakat hakikaten vahdetü'l-vücûd, bazı hükemâ-i kadîmenin meslek-i bâtılasıdır.

TENBİH:

Şu mutasavvifînin reis ve kebîri demiş ki: “İttisali veya ittihâdı veya hulûlü iddia eden, mârifet-i İlâhiye’den hiçbir şey istişmam etmemiştir.” Evet mümkün, vâcib ile nasıl ittisal veya ittihâd edecek? Kellâ!.. Evet mümkünün ne kıymeti vardır; tâ ki, vâcib onda hulûl ede, hâşâ!..

Neam, mümkünde Füyûzât-ı İlâhiye’den bir feyz tecellî eder. İşte bunların mesleği, ötekilerin mesleğine münâsebet ve temâs edemez. Zîra, maddiyûnun mesleği; maddiyâta hasr-ı nazar ve istiğrak ettiklerinden, efkârları fehm-i Ulûhiyet’ten tecerrüd edip uzaklaştılar. O derece maddeye kıymet verdiler ki; herşeyi maddede görmek, hattâ Ulûhiyet’i onda mezcetmek gibi, bir meslek-i müteassifeye girmişlerdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.