ve hareket.. ve şu bütün akılları hayrette bırakan nakş ve san'at-ı bedîada tahayyül ettikleri tesâdüf-ü amyâ.. ve bütün hikemin şehâdâtına rağmen esbâb-ı câmideden i'tikàd ettikleri te'sir-i hakîki.. ve nefislerine muğâlata edip vehmin –istimrara istinâden– iğvâsıyla tecessüm ve tahayyül olunan tabiat-ı mevhûmeyi merci' yapmakla tesellî ettikleri.. elbette fıtratları reddeder. Fakat yalnız hakka teveccüh ve hakikate kasd ettikleri için, şu evhâm-ı bâtıla dâvetsiz olarak yolun cânibinden taarruz ettikleri için, elbette hedef-i garazına nazarını dikmiş olan adam, o evhâma tebeî ve sathî bir nazar ile bakıyor. Onun için, müzahref olan içine nüfûz edemez... Fakat ne vakit rağbet ve kasd ve satın almak nazarıyla baksa, almaya değil, belki iltifat etmeye ve bakmaya tenezzül etmez.
Evet, şu kadar çirkin bir şeyi vicdân ve akıl muhâl görüyor. Kalb dahi kabûl etmez. İllâ ki, müşâğabe ile safsata edip, herbir zerreye hükemânın akıllarını ve hükkâmın siyasetlerini verip; tâ herbir zerre ehavâtıyla ittifak ve intizam mes'elesinde müşâvere ve muhâbere etsinler. Evet, bu sûrette bir mesleği insan değil, hayvan dahi kabûl etmez. Fakat ne çare, mesleğin lâzım-ı beyyini, meslektendir. Şu meslek ise, bu sûretten başka bir şey ile tasvir edilmez.
Evet, bâtılın şe'ni şöyledir: Ne vakit tebeî bir nazar ile bakılırsa sıhhatine bir ihtimal verilir. Fakat im'ân-ı nazar eyledikçe, ihtimal-i sıhhat bertaraf olur.
İŞÂRET:
Madde dedikleri şey ise; sûret-i mütegayyire, hem de hareket-i zâile-i hâdiseden tecerrüd etmez. Demek, hudûsu muhakkaktır. Feyâ acaba! Sâni'-i Vâcibü'l-Vücûd’un lâzime-i zarûriye-i beyyinesi olan ezeliyeti zihinlerine sığıştıramayan, nasıl oldu da, herbir cihetten ezeliyete münâfî olan maddenin ezeliyetini zihinlerine sığıştırabilirler? Hakikaten cây-i taaccübdür... Evet, insan düşündükçe, cemî' sıfât-ı kemâliye ile muttasıf olan Sâni'den istiğrab ve istinkâr ettikleri şu hayret-efzâ masnûâtı, tesâdüf-ü amyâya ve hareket-i zerrâta isnâd ettikleri için, insanı insaniyetten pişman eder...
