İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 46 / 238
46

Elem olmazsa, lezzet anlaşılmaz. Zulmetsiz ziyâ, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, harâretin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlik ile, hüsnün tek bir hakikati, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücûd bulur. Cehennemsiz Cennetin pek çok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyâsen, herşey, bir cihette zıddıyla bilinebilir. Ve bir tek hakikati, sünbül verip çok hakikatler olur. Mâdem bu karışık mevcûdât dâr-ı fânîden dâr-ı bekàya akıp gidiyor; elbette nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, îmân gibi şeyler Cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehenneme yağar ve bu mütemâdiyen çalkanan kâinâtın selleri o iki havuza girer, durur. Kerâmetli Yirmidokuzuncu Söz’ün âhirindeki remizli nüktelerine havâle ederek kısa kesiyoruz.

Ey bu Medrese-i Yûsufiye’de benim ders arkadaşlarım! Bu dehşetli haps-i ebedîden kurtulmanın kolayı, çaresi; bu dünyevî hapsimizden istifade ederek, elimiz mecburiyetle yetişmeyen çok günahlardan kurtulduğumuzla beraber, eski günahlardan tevbe edip farzlarımızı edâ ederek herbir saat bu hapisteki ömrümüzü bir gün ibâdet hükmüne getirmekle o ebedî hapisten necâtımız ve o nurânî Cennete girmemiz için en iyi bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırırsak, dünyamız ağladığı gibi âhiretimiz dahi ağlayacak, خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ tokadını yiyeceğiz.

Bu makam yazıldığı zaman Kurban Bayramı geldi.

اَللهُ اَكْبَرُ ❀ اَللهُ اَكْبَرُ ❀ اَللهُ اَكْبَرُ ler ile nev'-i beşerin beşten birisine, üçyüz milyon insanlara birden Allâhuekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o Allâhuekber kelime-i kudsiyesini semâvâttaki seyyârât arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmibinden ziyâde hacıların Arafat’ta ve Îd’de beraber birden Allâhuekber demeleri, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bin üçyüz sene evvel âl ve sahâbeleriyle söylediği ve emrettiği Allâhuekber kelâmının bir nev'i aks-i sedâsı olarak Rubûbiyet-i İlâhiyenin رَبُّ الْاَرْضِ ve رَبُّ الْعَالَمِــي azamet-i ünvânıyla küllî tecellîsine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukàbeledir, diye tahayyül ve his ve kanâat ettim.

Sonra, acaba bu kelâm-ı kudsînin bizim mes'elemizle dahi münâsebeti var mı diye tahattur ettim. Birden hâtıra geldi ki, başta bu kelâm olarak sâir bâkiyât-ı sâlihât ünvânını taşıyan سُبْحَانَ اللهِ ❀ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ ❀ وَلَٓااِلٰهَاِلَّااللهُ gibi şeâirden çok kelâmlar cüz'î ve küllî mes'elemizi ihtar ve tahakkukuna işâret ederler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.