İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 212 / 238
212

İşte ey arkadaş! Mâdem şu memlekette, yani şu saray-ı muhteşemde bir birlik alâmeti vardır, bir vahdet sikkesi var. Çünkü bir kısım şeyler, bir iken ihâtası var. Bir kısım müteaddid ise – fakat birbirine benzediği ve her tarafta bulunduğu için – bir vahdet-i nev'iye gösteriyor. Vahdet ise bir “Vâhid”i gösterir. Demek ustası da, mâliki de, sâhibi de, sâni'i de bir olmak lâzım gelir.

Bununla beraber sen buna dikkat et ki; bir perde-i gaybdan kalınca bir ip çıkıyor. (Hâşiye-1) [^27] Bak, sonra binler ipler ondan uzanmış. Herbir ipin başına bak; birer elmas, birer nişan, birer ihsân, birer hediye takılmış. Herkese göre birer hediye veriyor. Acaba bilir misin ki böyle garîb bir gayb perdesinden, böyle acîb ihsânatı, hedâyâyı, şu mahlûklara uzatan zâtı tanımamak, ona teşekkür etmemek, ne kadar divânece bir harekettir? Çünkü onu tanımazsan bilmecbûriye diyeceksin ki: “Bu ipler, uçlarındaki elmasları, sâir hediyeleri, kendileri yapıyorlar, veriyorlar.” O vakit her ipe, bir pâdişahlık mânâsını vermek lâzım gelir. Hâlbuki gözümüzün önünde bir dest-i gaybî, o ipleri dahi yapıp o hedâyayı onlara takıyor. Demek bütün bu sarayda herşey, kendi nefsinden ziyâde, o mu'ciz-nümâ zâtı gösteriyor. Onu tanımazsan bütün bu şeyleri inkâr etmekle hayvandan yüz derece aşağı düşeceksin.

[^27]:(Hâşiye-1) Kalınca bir ip, meyvedâr ağaca, binler ipler ise dallarına ve ipler başındaki elmas, nişan, ihsân, hediyeler ise çiçeklerin aksâmına ve meyvelerin envâ'ına işârettir.

#### Dokuzuncu Bürhan

DOKUZUNCU BÜRHÂN:

Gel, ey muhâkemesiz arkadaş! Sen şu sarayın sâhibini tanımıyorsun, tanımak da istemiyorsun. Çünkü istib'âd ediyorsun. Onun acîb san'atlarını ve hâlâtını, akla sığıştıramadığından inkâra sapıyorsun. Hâlbuki asıl istib'âd, asıl müşkülât ve hakîki suûbetler ve dehşetli külfetler, onu tanımamaktadır. Çünkü onu tanısak, bütün bu saray, bu âlem, bir tek şey gibi kolay gelir, rahat olur; bu ortadaki ucuzluk ve mebzûliyete medâr olur. Eğer tanımazsak ve o olmazsa o vakit herbir şey, bütün bu saray kadar müşkülâtlı olur. Çünkü herşey bu saray kadar san'atlıdır. O vakit ne ucuzluk ve ne de mebzûliyet kalır. Belki bu gördüğümüz şeylerin birisi, değil elimize, hiç kimsenin eline geçmezdi. Sen, yalnız şu ipe takılan tatlı konserve kutusuna bak. (Hâşiye-2) [^28] Eğer onun gizli matbaha-i mu'ciznümâsından çıkmasa idi şimdi kırk para ile aldığımız hâlde, yüz liraya alamazdık.

[^28]:(Hâşiye-2) Konserve kutusu, kudret konserveleri olan kavun, karpuz, nar; süt kutusu, hindistan cevizi gibi rahmet hediyelerine işârettir.

Evet bütün istib'âd, müşkülât, suûbet, helâket, belki muhâliyet, onu tanımamaktadır. Çünkü nasıl bir ağaca, bir kökte, bir kanunla, bir merkezde

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.