İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 137 / 238
137

Mâdem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhâl, battal, mümteni', gayr-ı kàbil oldukları kat'î isbât edilse, bizzarûre ve bilbedâhe, dördüncü yol olan tarîk-ı Vahdâniyet şeksiz, şübhesiz sâbit olur.

Amma Birinci Yol

Amma birinci yol ki: Esbâb-ı âlemin ictimâ'ıyla teşkil-i eşya ve vücûd-u mahlûkattır.

Pek çok muhâlâtından yalnız üç tanesini zikrediyoruz.

#### Birincisi

Birincisi: Bir eczâhânede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden, zîhayat bir mâcun istenildi. Hem hayatdâr, hàrika bir tiryâk, onlardan yapılmak icâb etti. Geldik, o eczâhânede, o zîhayat mâcunun ve hayatdâr tiryâkın çoklukla efrâdını gördük. O mâcunlardan herbirisini tedkik ettik.

Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mîzan-ı mahsûs ile, bir-iki dirhem bundan, üç-dört dirhem ötekinden, altı-yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif mikdarlarda eczâlar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o mâcun zîhayat olamaz, hâsiyetini gösteremez. Hem o hayatdâr tiryâkı da tedkik ettik. Herbir kavanozdan bir mîzan-ı mahsûs ile bir madde alınmış ki, zerre mikdarı noksan veya ziyâde olsa, tiryâk hàssasını kaybeder. O kavanozlar elliden ziyâde iken, herbirisinden ayrı bir mîzan ile alınmış gibi, ayrı ayrı mikdarda eczâları alınmış.

Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif mikdarlar, şişelerin garîb bir tesâdüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirisinden alınan mikdar kadar, yalnız o mikdar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o mâcunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurâfe, muhâl, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzâaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, “Bu fikri kabûl etmem” diye kaçacaktır.

İşte bu misâl gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir mâcundur ve herbir nebât, hayatdâr bir tiryâk gibidir ki, çok müteaddid eczâlardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçü ile alınan maddelerden terkîb edilmiştir. Eğer esbâba, anâsıra isnâd edilse ve “Esbâb icâd etti” denilse, aynen eczâhânedeki mâcunun, şişelerin devrilmesinden vücûd bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhâl ve bâtıldır.

Elhâsıl; şu eczâhâne-i kübrâ-yı âlemde, Hakîm-i Ezelî’nin mîzan-ı kazâ ve kaderiyle alınan mevâdd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihâyetsiz bir ilim ve herşeye şâmil bir irâde ile vücûd bulabilir. “Kör, sağır, hududsuz, sel gibi akan küllî anâsır ve tabâyi ve esbâbın işidir” diyen bedbaht, “O tiryâk-ı acîb, kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur” diyen divâne bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyâde ahmaktır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.