17. Mertebe: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân {16}
Sonra, bu dünyada hayatın gayesi ve hayatın hayatı, îmân olduğunu bilen bu yorulmaz ve tok olmaz yolcu, kendi kalbine dedi ki: “Aradığımız Zâtın sözü ve kelâmı denilen, bu dünyada en meşhûr ve en parlak ve en hâkim ve ona teslîm olmayan herkese, her asırda meydân okuyan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân nâmındaki kitaba müracaat edip, O ne diyor bilelim. Fakat en evvel, bu kitab bizim Hàlık’ımızın kitabı olduğunu isbât etmek lâzımdır” diye taharrîye başladı.
Bu seyyah, bu zamanda bulunduğu münâsebetiyle en evvel, manevî i'câz-ı Kur'âniyenin lem'aları olan Risale-i Nura baktı ve onun yüzotuz risaleleri, âyât-ı Furkàniye’nin nükteleri ve ışıkları ve esâslı tefsirleri olduğunu gördü. Ve Risale-i Nur, bu kadar muannid ve mülhid bir asırda, her tarafa hakàik-ı Kur'âniyeyi mücâhidâne neşrettiği hâlde, karşısına kimse çıkamadığından isbât eder ki; onun üstadı ve menba'ı ve merci'i ve güneşi olan Kur'ân, semâvîdir, beşer kelâmı değildir. Hattâ, Resâili'n-Nurun yüzer hüccetlerinden bir tek hüccet-i Kur'âniyesi olan Yirmibeşinci Söz ile Ondokuzuncu Mektûb’un âhiri, Kur'ânın kırk vecihle mu'cize olduğunu öyle isbât etmiş ki; kim görmüş ise, değil tenkid ve i'tirâz etmek, belki isbâtlarına hayran olmuş, takdir ederek çok senâ etmiş... Kur'ânın vech-i i'câzını ve hak Kelâmullâh olduğunu isbât etmek cihetini Risaleti'n-Nura havâle ederek yalnız kısa bir işâretle, büyüklüğünü gösteren birkaç noktaya dikkat etti.
• Birinci Nokta: Nasıl ki Kur'ân, bütün mu'cizâtıyla ve hakkâniyetine delil olan bütün hakàikıyla, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bir mu'cizesidir; öyle de, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm da, bütün mu'cizâtıyla ve delâil-i nübüvvetiyle ve kemâlât-ı ilmiyesiyle, Kur'ânın bir mu'cizesidir ve Kur'ân, Kelâmullâh olduğuna bir hüccet-i kàtıasıdır.
• İkinci Nokta: Kur'ân, bu dünyada öyle nurânî ve saâdetli ve hakikatli bir sûrette bir tebdil-i hayat-ı ictimâiye ile beraber; insanların hem nefislerinde, hem kalblerinde, hem rûhlarında, hem akıllarında, hem hayat-ı şahsiyelerinde, hem hayat-ı ictimâiyelerinde, hem hayat-ı siyâsiyelerinde öyle bir inkılâb yapmış ve idâme etmiş ve idare etmiş ki; ondört asır müddetinde, her dakikada, altıbin altıyüz altmışaltı âyetleri, kemâl-i ihtiramla, hiç olmazsa yüz milyondan ziyâde insanların dilleriyle okunuyor ve insanları terbiye ve nefislerini tezkiye ve kalblerini tasfiye ediyor.. rûhlara inkişaf ve terakkî ve akıllara istikamet ve nur ve hayata hayat ve saâdet veriyor. Elbette böyle bir kitabın misli yoktur, hàrikadır, fevkalâdedir, mu'cizedir.
• Üçüncü Nokta: Kur'ân, o asırdan tâ şimdiye kadar öyle bir belâğat göstermiş ki; Kâbe’nin duvarında altın ile yazılan en meşhûr edîblerin
