#### Birincisi
● Birincisi: Eğer mevcûdâtta, hususan zîhayatta görünen, basîrâne, hakîmâne olan san'at ve icâd, Şems-i Ezelî’nin kalem-i kader ve kudretine verilmezse – belki kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnâd edilse – lâzım gelir ki; tabiat, icâd için herşeyde hadsiz manevî makine ve matbaaları bulundursun veyâhut herşeyde, kâinâtı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet dercetsin.
Çünkü, nasıl şemsin cilveleri ve akisleri, zemin yüzündeki zerrecik cam parçalarında ve katrelerde görünüyor. Eğer o misâlî ve aksî güneşçikler semâdaki tek güneşe isnâd edilmese, lâzım gelir ki, bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabîi, fıtrî ve güneşin hâsiyetlerine mâlik, zâhiren küçük, ma'nen çok derin bir güneşin haricî vücûdunu kabûl ederek, zerrât-ı zücâciye adedince tabîi güneşleri kabûl etmek lâzım geldiği gibi; aynen bu misâl gibi, mevcûdât ve zîhayat doğrudan doğruya Şems-i Ezelî’nin cilve-i esmâsına verilmezse, herbir mevcûdda, hususan herbir zîhayatta, hadsiz bir kudret ve irâde ve nihâyetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, âdeta bir ilâhı, içinde kabûl etmek lâzım gelir. Bu tarz-ı fikir ise, kâinâttaki muhâlâtın en bâtılı, en hurâfesidir. Hàlık-ı Kâinât’ın san'atını mevhûm, ehemmiyetsiz, şuûrsuz bir tabiata veren insan, elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuûrsuz olduğunu gösterir.
#### İkinci Muhal
● İkinci Muhâl: Eğer gayet intizamlı, mîzanlı, san'atlı, hikmetli şu mevcûdât, nihâyetsiz kadîr, hakîm bir Zâta verilmezse, belki tabiata isnâd edilse, lâzım gelir ki, tabiat, herbir parça toprakta, Avrupa’nın umum matbaaları ve fabrikaları adedince makineleri, matbaaları bulundursun; tâ, o parça toprak, menşe' ve tezgâh olduğu hadsiz çiçekler ve meyvelerin yetişmelerine ve teşkillerine medâr olabilsin.
Çünkü, çiçekler için saksılık vazifesini gören bir kâse toprak, içine tohumları nöbetle atılan umum çiçeklerin birbirinden çok ayrı olan şekil ve hey'etlerini teşkil ve tasvir edebilir bir kàbiliyeti, bilfiil görülüyor. Eğer Kadîr-i Zülcelâl’e verilmezse, o vakit, o kâsedeki toprakta, herbir çiçek için manevî, ayrı, tabîi bir makine bulunmazsa, bu hâl vücûda gelemez.
Çünkü tohumlar ise, nutfeler ve yumurtalar gibi, maddeleri birdir. Yani, müvellidü'l-mâ, müvellidü'l-humuza, karbon, azotun intizamsız, şekilsiz, hamur gibi halîtasından ibaret olmakla beraber; hava, su, harâret, ziyâ dahi, herbiri basit ve şuûrsuz ve herşeye karşı sel gibi bir tarzda gittiğinden, o hadsiz çiçeklerin teşkilâtları ayrı ayrı ve gayet muntazam ve san'atlı olarak o topraktan çıkması, bilbedâhe ve bizzarûre iktiza ediyor ki, o kâsede bulunan toprakta, ma'nen Avrupa kadar, manevî ve küçük mikyâsta matbaaları ve fabrikaları bulundursun. Tâ ki, bu kadar hayatdâr kumaşları ve binler ayrı ayrı nakışlı mensûcâtları dokuyabilsin.
