İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 102 / 238
102

Birincisi: اَلتَّنَزُّلاَتُ الْاِلٰهِيَّةُ اِلَى عُقُولِ الْبَشَرِ denilen, beşerin akıllarına ve fehimlerine göre konuşmak bir tenezzül-ü İlâhîdir. Evet, bütün zîrûh mahlûkatını konuşturan ve konuşmalarını bilen, elbette kendisi dahi o konuşmalara konuşmasıyla müdâhale etmesi, rubûbiyetin muktezâsıdır.

İkincisi: Kendini tanıttırmak için, kâinâtı, bu kadar hadsiz masraflarla, baştan başa hàrikalar içinde yaratan ve binler dillerle kemâlâtını söylettiren, elbette kendi sözleriyle dahi kendini tanıttıracak.

Üçüncüsü: Mevcûdâtın en müntehabı ve en muhtacı ve en nâzenîni ve en müştâkı olan hakîki insanların münâcâtlarına ve şükürlerine fiilen mukàbele ettiği gibi, kelâmıyla da mukàbele etmek, hàlıkıyetin şe'nidir.

Dördüncüsü: İlim ile hayatın zarûrî bir lâzımı ve ışıklı bir tezâhürü olan mükâleme sıfatı, elbette ihâtalı bir ilmi ve sermedî bir hayatı taşıyan Zâtta, ihâtalı ve sermedî bir sûrette bulunur.

Beşincisi: En sevimli ve muhabbetli ve endişeli ve nokta-i istinâda en muhtaç ve sâhibini ve mâlikini bulmaya en müştâk; hem fakir ve âciz bulunan mahlûkatlarına, acz ve iştiyakı, fakr ve ihtiyacı ve endişe-i istikbâli ve muhabbeti ve perestişi veren bir Zât, elbette kendi vücûdunu onlara tekellümüyle iş'âr etmek, ulûhiyetin muktezâsıdır.

İşte, tenezzül-ü İlâhî ve taarrüf-ü Rabbânî ve mukàbele-i Rahmânî ve mükâleme-i Sübhânî ve iş'âr-ı Samedânî hakikatlerini tazammun eden umumî, semâvî vahiylerin, icmâ ile, Vâcibü'l-Vücûd’un vücûduna ve vahdetine delâletleri öyle bir hüccettir ki; gündüzdeki güneşin şuââtının güneşe şehâdetinden daha kuvvetlidir diye anladı.

#### İlhâmlar {14}

Sonra, ilhâmlar cihetine baktı, gördü ki: Sâdık ilhâmlar, gerçi bir cihette vahye benzerler ve bir nev'i mükâleme-i Rabbâniyedir, fakat iki fark vardır.

Birincisi: İlhâmdan çok yüksek olan vahyin, ekserî melâike vâsıtasıyla ve ilhâmın, ekserî vâsıtasız olmasıdır. Meselâ:

Nasıl ki, bir pâdişahın iki sûretle konuşması ve emirleri var.

Birisi: Haşmet-i saltanat ve hâkimiyet-i umumiye haysiyetiyle bir yâverini, bir vâliye gönderir. O hâkimiyetin ihtişamını ve emrin ehemmiyetini göstermek için, bazen vâsıta ile beraber bir ictimâ' yapar, sonra fermân tebliğ edilir.

İkincisi: Sultanlık ünvânıyla ve pâdişahlık umumî ismiyle değil, belki kendi şahsıyla, hususî bir münâsebeti ve cüz'î bir muâmelesi bulunan hàs bir hizmetçisi ile veya bir âmî raiyetiyle ve hususî telefonuyla hususî konuşmasıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.