İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 215 / 238
215

ondan âb-ı hayat içiriyor. Bak, şu sarayın kubbe-i àlîsinde mühim lamba, (Hâşiye-1) [^33] onun işâretiyle, bir iken ikileşiyor. Demek bu memleket bütün mevcûdâtıyla onun memuriyetini tanıyor. Onu “o gaybî zât-ı mu'ciz-nümânın hàs ve doğru bir tercümânı, bir dellâl-ı saltanatı ve tılsımının keşşâfı ve evâmirinin tebliğine emin bir elçisi” olduğunu biliyorlar gibi, onu dinleyip itâat ediyorlar. İşte, bu zâtın her söylediği sözü, etrafındaki bütün aklı başında olanlar: “Evet, evet, doğrudur!” derler, tasdik ederler. Belki şu memlekette dağlar, ağaçlar, bütün memleketi ışıklandıran büyük nur lambası, (Hâşiye-2) [^34] onun işâret ve emirlerine baş eğmesiyle: “Evet, evet, her dediğin doğrudur!” derler.

[^33]:(Hâşiye-1) Mühim lamba kamerdir ki, Onun işâreti ile iki parça olmuş. Yani Mevlâna Câmî’nin dediği gibi hiç yazı yazmayan O ümmî zât, parmak kalemi ile sahife-i semâvîde bir elif yazmış; bir kırkı iki elli yapmış. Yani şakktan evvel, kırk olan mim’e benzer; şakktan sonra iki hilâl oldu, elliden ibaret olan iki nun’a benzedi.

[^34]:(Hâşiye-2) Büyük bir nur lambası, güneştir ki, arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden güneşin görünmesi; kucağında Peygamber’in (A.S.M.) yatmasıyla ikindi namazını kılmayan İmâm Ali (R.A.), o mu'cizeye binâen ikindi namazını edâen kılmış.

İşte ey sersem arkadaş! Şu pâdişahın hazine-i hàssasına mahsûs bin nişan taşıyan şu nurânî, muhteşem ve ciddi zâtın bütün kuvvetiyle, bütün memleketin ileri gelenlerinin taht-ı tasdikinde bahsettiği bir zât-ı mu'ciz-nümâda ve zikrettiği evsâfında ve tebliğ ettiği evâmirinde, hiçbir vecihle hilâf ve hile bulunabilir mi? Bunda hilâf-ı hakikat kàbilse şu sarayı, şu lambaları, şu cemâati; hem vücûdlarını, hem hakikatlerini tekzîb etmek lâzım gelir. Eğer haddin varsa buna karşı i'tirâz parmağını uzat! Gör, nasıl parmağın, bürhân kuvvetiyle kırılıp, senin gözüne sokulacak...

#### On İkinci Bürhan

ONİKİNCİ BÜRHÂN:

Gel, ey bir parça aklı başına gelen birader! Bütün onbir bürhân kuvvetinde bir bürhân daha göstereceğim.. İşte bak! Yukarıdan inen ve herkes ona hayretinden veyâhut hürmetinden kemâl-i dikkatle bakan, şu nurânî fermâna (Hâşiye-3) [^35] bak. O bin nişanlı Zât, onun yanına durmuş, o fermânın meâlini umuma beyân ediyor. İşte şu fermânın üslûbları, öyle bir tarzda parlıyor ki herkesin nazar-ı istihsânını celbediyor ve öyle ciddi ehemmiyetli mes'eleleri zikrediyor ki herkes kulak vermeye mecbur oluyor. Çünkü bütün bu memleketi idare eden ve bu sarayı yapan ve bu acâibi izhâr eden zâtın şuûnâtını, ef'âlini, evâmirini, evsâfını birer birer beyân ediyor. O fermânın hey'et-i umumiyesinde bir tuğrâ-i a'zam olduğu gibi; bak, herbir satırında, herbir cümlesinde taklid edilmez bir tuğrâ olduğu misillû, ifâde ettiği mânâlar, hakikatler, emirler, hikmetler üstünde dahi o zâta mahsûs birer manevî hâtem hükmünde ona hàs bir tarz görünüyor.

[^35]:(Hâşiye-3) Nurânî fermân Kur'ân’a ve üstündeki tuğrâ ise i'câzına işârettir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.