ve birer mu'cize-i hikmet mâhiyetinde bulunan sûretlerini, gayet muntazam ve muvâzeneli ve hatâsız bir hey'ette açmak ve fethetmek öyle parlak bir hakikattir ki; hayvanlar adedince senedler, deliller o hakikati tenvir eder.
İşte bu üç hakikatin ittifakıyla, hayvanların bütün envâ'ı, beraber öyle bir لَٓااِلٰهَاِلَّاهُوَ deyip şehâdet getiriyorlar ki; güyâ zemin, büyük bir insan gibi, büyüklüğü nisbetinde لَٓااِلٰهَاِلَّاهُوَ diyerek semâvât ehline işittiriyor mâhiyetinde gördü ve tam ders aldı.Birinci Makamın yedinci mertebesinde bu mezkûr hakikatleri ifâde mânâsıyla:
لَٓااِلٰهَاِلَّااللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ اِتِّفَاقُ جَمِيعِ اَنْوَاعِ الْحَيْوَانَاتِ وَالطُّيُورِ الْحَامِدَاتِ الشَّاهِدَاتِ بِكَلِمَاتِ حَوَاسِّهَا وَقُوَاهَا وَحِسِّيَّاتِهَا وَلَطَائِفِهَا الْمَوْزُونَاتِ الْمُنْتَظَمَاتِ الْفَصِيحَاتِ وَبِكَلِمَاتِ جِهَازَاتِهَا وَجَوَارِحِهَا وَاَعْضَائِهَا وَآلاَتِهَا الْمُكَمَّلَةِ الْبَلِيغَاتِ بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الاِيجَادِ وَالصُّنْعِ وَالْاِبْدَاعِ بِالْاِرَادَةِ وَحَقِيقَةِ التَّمْيِيزِ وَالتَّزْيِينِ بِالْقَصْدِ وَحَقِيقَةِ التَّقدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ بِالْحِكْمَةِ مَعَ قَطْعِيَّةِ دَلاَلَةِ حَقِيقَةِ فَتْحِ جَمِيعِ صُوَرِهَا الْمُنْتَظَمَةِ الْمُتَخَالِفَةِ الْمُتَنَوِّعَةِ الْغَيْرِ الْمَحْصُورَةِ مِنْ بَيْضَاتٍ وَقَطَرَاتٍ مُتَمَاثِلَةٍ مُتَشَابِهَةٍ مَحْصُورَةٍ مَحْدُودَةٍ
denilmiştir.
8. Mertebe: Enbiyâlar {8}
Sonra o mütefekkir yolcu, mârifet-i İlâhiyenin hadsiz mertebelerinde ve nihâyetsiz ezvâkında ve envârında daha ileri gitmek için, insanlar âlemine ve beşer dünyasına girmek isterken, başta enbiyâlar olarak onu içeriye dâvet ettiler, o da girdi. En evvel geçmiş zamanın menziline baktı, gördü ki: Nev'-i beşerin en nurânî ve en mükemmeli olan umum peygamberler (Aleyhimüsselâm) bil'icmâ beraber لَٓااِلٰهَاِلَّاهُوَ deyip zikrediyorlar ve parlak ve musaddak olan hadsiz mu'cizâtlarının kuvvetiyle, tevhidi iddia ediyorlar ve beşeri, hayvaniyet mertebesinden melekiyet derecesine çıkarmak için, onları îmân-ı Billâh’a dâvet ile ders veriyorlar gördü. O da, o nurânî medresede diz çöküp derse oturdu. Gördü ki: Meşâhir-i insaniyenin en yüksekleri ve nâmdârları olan o üstadların
