İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 236 / 238
236

Edebî Cebhesi

Edebî Cebhesi:

Eskiden beri, lafız ve mânâ, üslûb ve muhtevâ bakımından, edîbler ve şâirler, mütefekkirler ve âlimler ikiye ayrılmışlardır. Bunlardan bazıları, sâdece üslûb ve ifâdeye, vezin ve kafiyeye kıymet vererek, mânâyı ifâdeye fedâ etmişlerdir. Ve bu hâl de, kendini, en çok şiirde gösterir.

Diğer zümre ise en çok mânâ ve muhtevâya ehemmiyet vererek, özü söze kurban etmemişlerdir.

Artık Bediüzzaman gibi büyük bir mütefekkirin edebî cebhesi, bu küçük mukaddime ile kolayca anlaşılır sanırım. Zîra Üstad, o kıymetli ve bereketli ömrünü, kulaklarda kalacak olan sözlerin tanzim ve tertibi ile değil, bil'akis; kalblerde, rûhlarda, vicdân ve fikirlerde kudsî bir ideal hâlinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, îmân şuûrunun, ahlâk ve fazilet mefhûmunun asırlara, nesillere telkini ile meşgul olan bir dâhîdir. Artık, bu kadar ulvî bir gayenin tahakkuku için candan ve cihandan geçen bir mücâhid, pek tabîidir ki, fânî şekillerle meşgul olamaz.

Bununla beraber, Üstad; zevk inceliği, gönül hassâsiyeti, fikir derinliği ve hayâl yüksekliği bakımından hàrikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeble, üslûb ve ifâdesi, mevzûa göre değişir. Meselâ ilmî ve felsefî mevzûlarda mantıkî ve riyâzî delillerle aklı iknâ ederken, gayet vecîz terkîbler kullanır. Fakat gönlü mest edip, rûhu yükselteceği ânlarda ifâde o kadar berraklaşır ki ta'rif edilemez. Meselâ semâlardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtâblardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenâb-ı Hakk’ın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken, üslûb o kadar latîf bir şekil alır ki; artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır ve her tasvir, hàrikalar hàrikası bir âlemi canlandırır...

İşte, bu hikmete mebnîdir ki bir Nur talebesi, Risale-i Nur Külliyatı’nı mütâlaası ile – üniversitenin herhangi bir fakültesine mensûb da olsa – hissen, fikren, rûhen, vicdânen ve hayâlen tam mânâsıyla tatmin edilmiş oluyor.

Nasıl tatmin edilmez ki; Risale-i Nur Külliyatı, Kur'ân-ı Kerîm’in cihan-şümûl bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binâenaleyh, onda, o mübârek ve İlâhî bahçenin nuru, havası, ziyâsı ve kokusu vardır!..

Rûhun, bu ihtiyacını söyler akan sular,

Kur'âna, her zaman, beşerin ihtiyacı var...

Ali Ulvi KURUCU ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.