İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 144 / 238
144

o sarayın mecmûuna bu defteri münâsebetdâr gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyîn edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.

İşte, aynen bu misâl gibi, hadsiz derecede misâldeki saraydan daha muntazam, daha mükemmel ve bütün etrafı mu'cizâne hikmetle dolu şu saray-ı âlemin içine, inkâr-ı Ulûhiyete giden “tabîiyyûn” fikrini taşıyan vahşî bir insan girer. Dâire-i mümkinât haricinde olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un eser-i san'atı olduğunu düşünmeyerek ve Ondan i'râz ederek, dâire-i mümkinât içinde, kader-i İlâhînin yazar-bozar bir levhası hükmünde ve kudret-i İlâhiyenin kavânîn-i icraatına tebeddül ve tağayyür eden bir defteri olabilen ve pek yanlış ve hatâ olarak “tabiat” nâmı verilen bir mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye ve bir fihriste-i san'at-ı Rabbâniyeyi görür ve der ki:

“Mâdem bu eşya bir sebeb ister; hiçbir şeyin bu defter gibi münâsebeti görünmüyor. Çendan hiçbir cihetle akıl kabûl etmez ki, gözsüz, şuûrsuz, kudretsiz bu defter, rubûbiyet-i mutlakanın işi olan ve hadsiz bir kudreti iktiza eden icâdı yapamaz. Fakat mâdem Sâni'-i Kadîm’i kabûl etmiyorum; öyle ise en münâsibi, ‘Bu defter bunu yapmış ve yapar’ diyeceğim”der.

Biz de deriz:

Ey ahmaku'l-humakàdan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından çıkar, arkana bak! Zerrâttan seyyârâta kadar bütün mevcûdât, ayrı ayrı lisânlarla şehâdet ettikleri ve parmaklarıyla işâret ettikleri bir Sâni'-i Zülcelâl’i gör. Ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın programını yazan Nakkàş-ı Ezelî’nin cilvesini müşâhede et, fermânına bak, Kur'ânını dinle, o hezeyanlardan kurtul!..

##### İkinci Misal

İkinci Misâl: Gayet vahşî bir adam, muhteşem bir kışla dâiresine girer. Gayet muntazam bir ordunun umumî, beraber ta'limlerini, muntazam hareketlerini görür. Bir neferin hareketiyle bir tabur, bir alay, bir fırka kalkar, oturur, gider; bir ateş emriyle ateş ettiklerini müşâhede eder. Onun kaba, vahşî aklı, bir kumandanın, devletin nizâmâtıyla ve kanun-u pâdişahî ile o kumandanın emrini, kumandasını anlamayıp inkâr ettiğinden, o askerlerin iplerle birbiriyle bağlı olduklarını tahayyül eder. O hayâlî ip ne kadar hàrikalı bir ip olduğunu düşünüp, hayrette kalır.

Sonra gider, Ayasofya gibi gayet muazzam bir câmie, Cuma gününde dâhil olur. O cemâat-i Müslimînin, bir adamın sesiyle kalkar, eğilir, secde eder, oturduklarını müşâhede eder. Manevî ve semâvî kanunların mecmûundan ibaret olan Şerîatı ve Şerîat Sâhibi’nin emirlerinden gelen

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.