İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 145 / 238
145

manevî düsturlarını anlamadığından, o cemâatin maddî iplerle bağlandığını ve o acîb ipler onları esir edip oynattığını tahayyül ederek, en vahşî, insan sûretindeki canavar hayvanları dahi güldürecek derecede maskaralı bir fikirle çıkar, gider.

İşte, aynı bu misâl gibi, Sultan-ı Ezel ve Ebed’in hadsiz cünûdunun muhteşem bir kışlası olan şu âleme ve o Ma'bûd-u Ezelî’nin muntazam bir mescidi olan şu kâinâta, mahz-ı vahşet olan inkârlı fikr-i tabiatı taşıyan bir münkir giriyor. O Sultan-ı Ezelî’nin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinâtın manevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek ve Saltanat-ı Rubûbiyetin kavânîn-i itibariyesi ve o Ma'bûd-u Ezelî’nin Şerîat-ı Fıtriye-i Kübrâsının, manevî ve yalnız vücûd-u ilmîsi bulunan ahkâmlarını ve düsturlarını, birer mevcûd-u haricî ve maddî birer madde tahayyül ederek, kudret-i İlâhiyenin yerine, o ilim ve kelâmdan gelen ve yalnız vücûd-u ilmîsi bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icâd vermek, sonra da onlara “tabiat” nâmını takmak ve yalnız bir cilve-i kudret-i Rabbâniye olan kuvveti, kudret ve müstakil bir kadîr telâkki etmek, misâldeki vahşîden bin defa aşağı bir vahşettir!..

Elhâsıl, tabîiyyûnların, mevhûm ve hakikatsiz, tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-i hariciye sâhibi ise, ancak bir san'at olabilir, sâni' olamaz. Bir nakıştır, nakkàş olamaz. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şerîat-ı fıtriyedir, şâri' olamaz. Mahlûk bir perde-i izzettir, hàlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, fâtır bir fâil olamaz. Kanundur, kudret değildir, kadîr olamaz. Mistardır, masdar olamaz.

Elhâsıl: Mâdem mevcûdât var. Mâdem “Onaltıncı Nota”nın başında denildiği gibi, mevcûdun vücûduna, taksim-i aklî ile, dört yoldan başka yol tahayyül edilmez. O dört cihetten üçünün – herbirinin üç zâhir muhâller ile – butlânı kat'î bir sûrette isbât edildi. Elbette, bizzarûre ve bilbedâhe, dördüncü yol olan Vahdet yolu, kat'î bir sûrette isbât olunuyor.

O dördüncü yol ise, baştaki ﴾ اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّـمٰوَاتِ وَالْاَرْـضِـ ﴿ âyeti, şeksiz ve şübhesiz, bedâhet derecesinde, Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un ulûhiyetini ve herşey doğrudan doğruya dest-i kudretinden çıktığını ve semâvât ve arz, kabza-i tasarrufunda bulunduğunu gösteriyor.

Ey esbâb-perest ve tabiata tapan bîçâre adam!

Mâdem herşeyin tabiatı, herşey gibi mahlûktur; çünkü san'atlıdır ve yeni oluyor...

Hem her müsebbeb gibi, zâhirî sebebi dahi masnû'dur.

Ve mâdem herşeyin vücûdu pek çok cihâzât ve âletlere muhtaçtır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.