İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 146 / 238
146

O hâlde, o tabiatı icâd eden ve o sebebi halk eden bir Kadîr-i Mutlak var. Ve o Kadîr-i Mutlak’ın ne ihtiyacı var ki, âciz vesâiti rubûbiyetine ve icâdına teşrîk etsin? Hâşâ! Belki doğrudan doğruya, müsebbebi, sebeb ile beraber halk ederek, cilve-i esmâsını ve hikmetini göstermek için, bir tertib ve tanzim ile zâhirî bir sebebiyet, bir mukàrenet vermekle, eşyadaki zâhirî kusurlara, merhametsizliklere ve noksaniyetlere merci' olmak için, esbâb ve tabiatı dest-i kudretine perde etmiş, izzetini o sûretle muhâfaza etmiş.

Acaba bir saatçi, saatin çarklarını yapsın, sonra saati çarklarla tertib edip tanzim etsin, daha mı kolaydır? Yoksa hàrika bir makineyi o çarklar içinde yapsın, sonra saatin yapılmasını o makinenin câmid ellerine versin, tâ saati yapsın, daha mı kolaydır? Acaba imkân haricinde değil midir? Haydi, o insafsız aklınla sen söyle, sen hâkim ol!

Veyâhut bir kâtib, mürekkeb, kalem, kağıdı getirdi. Onunla kendi bizzat o kitabı yazsa daha mı kolaydır? Yoksa o kağıt, mürekkeb, kalem içinde, o kitaptan daha san'atlı, daha zahmetli, yalnız o tek kitaba mahsûs olarak bir yazı makinesi icâd etsin, sonra o şuûrsuz makineye “Haydi sen yaz” desin de kendi karışmasın, daha mı kolaydır? Acaba yüz defa yazıdan daha müşkül değil midir?

Eğer desen: Evet, bir kitabı yazan makinenin icâdı o kitaptan yüz defa daha müşküldür. Fakat o makine, aynı kitabın birçok nüshalarını yazmasına vâsıta olmak cihetiyle, belki bir kolaylık var.

Elcevab: Nakkàş-ı Ezelî, hadsiz kudretiyle, nihâyetsiz cilve-i esmâsını her vakit tazelendirmekle, ayrı ayrı şekilde göstermek için, eşyadaki teşahhusları ve hususî sîmâları öyle bir sûrette halk etmiştir ki, hiçbir mektûb-u Samedânî ve hiçbir kitab-ı Rabbânî, diğer kitapların aynı aynına olamıyor. Alâ-külli hâl, ayrı mânâları ifâde etmek için, ayrı bir sîmâsı bulunacak.

Eğer gözün varsa, insanın sîmâsına bak, gör ki; zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük sîmâda, a'zâ-yı esâsîde ittifak ile beraber, herbir sîmâ, umum sîmâlara nisbeten, herbirisine karşı birer alâmet-i fârikası var olduğu kat'iyyen sâbittir. Bunun için, herbir sîmâ ayrı bir kitaptır. Yalnız san'atın tanzimi için ayrı bir yazı takımı ve ayrı bir tertib ve te'lif ister. Ve maddelerini hem getirmek, hem yerleştirmek ve hem de vücûda lâzım olan herşeyi dercetmek için, bütün bütün başka bir tezgâh ister. Haydi, farz-ı muhâl olarak, tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. Fakat bir matbaaya ait olan tanzim ve basmak, yani, muayyen intizamını kalıba sokmaktan başka, o tanzimin icâdından, icâdları yüz derece daha müşkül bir zîhayatın cismindeki maddeleri aktâr-ı âlemden

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.