İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 183 / 238
183

insanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratılmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir. Belki başka bir ebedî âlemde mes'ûdâne yaşaması hikmetiyle, bu dünyada çalışmak ve onu kazanmak için gönderilmiştir. Ve insana tecellî eden isimlerin, bu fânî ve kısa hayattaki cilveleriyle âlem-i bekàda onların âyinesi olan insanların, ebedî cilvelerine mazhar olacaklarına işâret ederler.

Evet, ebedînin sâdık dostu ebedî olacak. Ve bâkînin âyine-i zîşuûru bâkî olmak lâzım gelir.

Hayvanların rûhları bâkî kalacağını ve Hüdhüd-ü Süleymânî (A.S.) ve Neml’i ve Nâka-i Sâlih (A.S.) ve Kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrâd-ı mahsûsa hem rûhu, hem cesediyle bâkî âleme gideceği ve herbir nev'in, arasıra istimâl için bir tek cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahîhadan anlaşılmakla beraber, hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza ederler.

Ey Kadîr-i Kayyûm!

Bütün zîhayat, zîrûh, zîşuûr, senin mülkünde, yalnız senin kuvvet ve kudretinle ve ancak senin irâde ve tedbirinle ve rahmet ve hikmetinle, rubûbiyetinin emirlerine teshìr ve fıtrî vazifelerle tavzif edilmişler. Ve bir kısmı, insanın kuvveti ve galebesi için değil, belki fıtraten insanın zaafı ve aczi için rahmet tarafından ona musahhar olmuşlar. Ve lisân-ı hâl ve lisân-ı kàl ile Sâni'lerini ve Ma'bûd’larını kusurdan, şerîkten takdis ve ni'metlerine şükür ve hamd ederek, herbiri ibâdet-i mahsûsasını yapıyorlar.

Ey şiddet-i zuhûrundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından perdelenmiş olan Zât-ı Akdes!

Bütün zîrûhların tesbihâtıyla seni takdis etmek niyet edip سُـبْحَانَكَ يَا مَنْ جَعَـلَ مِنَ الْمَـاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَىٍّ diyorum.

Enbiyâ, Evliyâ, Asfiyânın hülâsası olan kalblerinin ve akıllarının ...

Yâ Rabbe'l-âlemîn! Yâ İlâhe'l-evvelîne ve'l-âhirîn!

Yâ Rabbe's-semâvâti ve'l-arâdîn!

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ta'limiyle ve Kur'ân-ı Hakîm’in dersiyle anladım ve îmân ettim ki: Nasıl semâ, fezâ, arz, berr ve bahr, şecer, nebât, hayvan – efrâdıyla, eczâsıyla, zerrâtıyla – seni biliyorlar, tanıyorlar ve varlığına ve birliğine şehâdet ve delâlet ve işâret ediyorlar; öyle de, kâinâtın hülâsası olan zîhayat ve zîhayatın hülâsası olan insan ve insanın hülâsası olan enbiyâ, evliyâ, asfiyânın hülâsası olan kalblerinin ve akıllarının müşâhedât ve keşfiyât ve ilhâmât ve istihrâcâtıyla yüzer icmâ ve yüzer tevâtür kuvvetinde bir kat'iyyetle senin vücûb-u vücûduna

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.