o zâtın devamına, bekàsına şehâdet eder. Çünkü zevâl bulan eşya ile beraber esbâbları dahi kayboluyor. Hâlbuki onların arkasından, onlara isnâd ettiğimiz şeyler, tekrar oluyor. Demek o eserler, onların değilmiş; belki zevâlsiz birinin eserleri imiş. Nasıl ki bir ırmağın kabarcıkları gidiyor, arkasından gelen kabarcıklar, gidenler gibi parladığından anlaşılıyor ki; onları parlattıran, dâimî ve yüksek bir ışık sâhibidir, öyle de; bu işlerin sür'atle değişmesi, arkalarından gelenlerin aynı renk alması gösteriyor ki; zevâlsiz, dâimî bir tek zâtın cilveleridir, nakışlarıdır, âyineleridir, san'atlarıdır...
#### On Birinci Bürhan
● ONBİRİNCİ BÜRHÂN:
Gel ey arkadaş! Şimdi sana, geçmiş olan on bürhân kuvvetinde kat'î bir bürhân daha göstereceğim. Gel, bir gemiye bineceğiz, (Hâşiye-1) [^31] şu uzakta bir cezîre var, oraya gideceğiz. Çünkü bu tılsımlı âlemin anahtarları orada olacak. Hem, herkes o cezîreye bakıyor, oradan bir şeyler bekliyor, oradan emirler alıyorlar. İşte bak gidiyoruz. Şimdi şu cezîreye çıktık. Bak pek büyük bir ictimâ' var. Şu memleketin bütün büyükleri buraya toplanmış gibi mühim ihtifal görünüyor. İyi dikkat et! Bu cem'iyet-i azîmenin bir reisi var. Gel daha yakın gideceğiz. O reisi tanımalıyız. İşte bak! Ne kadar parlak ve binden (Hâşiye-2) [^32] ziyâde nişanları var. Ne kadar kuvvetli söylüyor. Ne kadar tatlı bir sohbet ediyor. Şu onbeş gün zarfında, bunların dediklerini ben bir parça öğrendim. Sen de benden öğren. Bak, o zât şu memleketin mu'ciz-nümâ sultanından bahsediyor. “O sultan-ı zîşan, beni sizlere gönderdi”ğini söylüyor. Bak, öyle hàrikalar gösteriyor ki, şübhe bırakmıyor ki bu zât, o pâdişahın bir memur-u mahsûsudur.
[^31]:(Hâşiye-1) Gemi tarihe ve cezîre ise Asr-ı Saâdet’e işârettir. Şu asrın zulümâtlı sâhilinde, mimsiz medeniyetin giydirdiği libâstan soyunup, zamanın denizine girip, tarih ve siyer sefînesine binip, Asr-ı Saâdet cezîresine ve Cezîretü'l-Arab meydânına çıkıp, Fahr-i Âlem’i (A.S.M.) iş başında ziyaret etmekle biliriz ki, o Zât, o kadar parlak bir bürhân-ı tevhiddir ki; zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır.
[^32]:(Hâşiye-2) Bin nişan ise ehl-i tahkîk yanında bine bâliğ olan Mu'cizât-ı Ahmediye’dir (A.S.M.).
Sen dikkat et ki, bu zâtın söylediği sözü, değil yalnız şu cezîredeki mahlûklar dinliyorlar; belki hàrikulâde sûretinde bütün memlekete işittiriyor. Çünkü uzaktan uzağa herkes buradaki nutkunu işitmeye çalışıyor. Değil yalnız insanlar dinliyor, belki hayvanlar da, hattâ bak, dağlar da onun getirdiği emirlerini dinliyorlar ki yerlerinden kımıldanıyorlar. Şu ağaçlar, işâret ettiği yere gidiyorlar. Nerede istese su çıkarıyor. Hattâ parmağını da bir âb-ı kevser memesi gibi yapar,
