İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 229 / 238
229

İşte Bediüzzaman, bu müstesnâ tecellînin en parlak misâlidir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. Dünyanın bütün meşrû lezzetlerinden tamamen mahrum kaldı. Bir yuva kurmak ve orada mes'ûd bir aile hayatı geçirmek sevdâsına düşmeye vakit ve fırsat bulamadı. Fakat, Cenâb-ı Hak, kendisine öyle şeyler ihsân etti ki, fânî kalemlerle ta'rif olunamayacak kadar muazzam ve muhteşemdir.

Bugün, dünyada hangi bir aile reisi – ma'nen – Bediüzzaman Hazretleri kadar mes'ûddur?! Hangi bir baba, milyonlarla evlâda sâhib olmuştur?! Hem de nasıl evlâdlar!!.. Ve hangi bir üstad, bu kadar talebe yetiştirebilmiştir?

Bu kudsî ve rûhî râbıta – biiznillâhi teâlâ – dünyalar durdukça duracak ve nurdan bir sel hâlinde ebediyetlere kadar akıp gidecektir. Çünkü bu İlâhî da'vâ, Kur'ân-ı Kerîm’in nur deryâsında tebellür eden bir varlık olduğu gibi, Kur'ândan doğmuş ve Kur'ânla beraber yaşayacaktır...

Şefkat ve Merhameti

Şefkat ve Merhameti:

Büyük Üstad, hak ve hakikati tâ çocukluğunda bulmuştu. Kalbinin feryâdını ve rûhunun münâcâtını dinlemek için mağaralara kapandığı günlerde bile, ibâdet ve tâatten, tefekkür ve murâkabelerden feyiz ve huzur almanın zevkine ermiş olan bir “ârif-i billâh” idi.

Lâkin, karanlık gece dalgalarını andıran korkunç küfür ve ilhâd kâbusunun Müslüman Dünyası’nı ve dolayısıyla memleketimizi kaplamak üzere olduğu o tehlikeli günlerde, yatağından fırlayan bir arslan gibi, yanardağları andıran bir kükreyişle cihad meydânına atıldı. Bütün rahat ve huzurunu bu mukaddes da'vâya fedâ etti. Ve işte bu hikmete mebnîdir ki, o günden beri her sözü bir dilim lâv, her fikri bir ateş parçası olmuş; düştüğü gönülleri yakıyor, hisleri, fikirleri alevlendiriyor...

Büyük Üstad’ın tam bir uzlet ve inzivadan sonra, tekrar irşad ve cem'iyet hayatına atılması, aynen İmâm-ı Gazâlî’nin hayatında geçirmiş olduğu o mühim ve tarihî merhaleye benzemektedir. Demek ki, Cenâb-ı Hak, büyük mürşidleri böyle bir müddet inzivada terbiye, tasfiye ve tezkiye ettikten sonra tenvir ve irşad vazifesiyle mükellef kılıyor. Ve bu sebebledir ki, bir mâ-i mukattardan daha temiz ve berrak olan yüreklerinden kopup gelen nefesler, kalblere akseder etmez bambaşka te'sirler icra ediyor...

Arzettiğim gibi, İmâm-ı Gazâlî’nin bundan dokuzyüz sene evvel ahlâk ve fazilet sahasında yapmış olduğu fütûhâtı; bu asırda Bediüzzaman, îmân ve ihlâs vâdisinde başarmıştır.

Evet, Hazret-i Üstadı bu müdhiş cihad meydânlarına sevkeden, hep bu eşsiz şefkat ve merhameti olmuştur. Ve bunu bizzat kendisinden dinleyelim:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.