Birinci Hüccet-i Îmâniye
Birinci Hüccet-i Îmâniye
Âyetü'l-Kübrâ
Kâinâttan Hàlık’ını soran bir seyyahın müşâhedâtıdır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
﴿ تُسَبِّـحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّـحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لاَ تَفْـقَهُونَ تَسْبِيحَهُـمْ اِنَّـهُ كــَانَ حَلِيـمًا غَفُورًا ﴾
1. Basamak: Semâvât {1}
Bu âyet-i muazzama gibi pek çok Âyât-ı Kur'âniye, bu kâinât Hàlık’ını bildirmek cihetinde, her vakit ve herkesin en çok hayretle bakıp zevk ile mütâlaa ettiği en parlak bir sahife-i tevhid olan semâvâtı en başta zikretmelerinden, en başta ona başlamak muvâfıktır.
Evet, bu dünya memleketine ve misâfirhânesine gelen herbir misâfir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkârâne bir ziyâfetgâh ve gayet san'atkârâne bir teşhîrgâh ve gayet haşmetkârâne bir ordugâh ve ta'limgâh ve gayet hayretkârâne ve şevk-engîzâne bir seyrangâh ve temâşâgâh ve gayet mânidârâne ve hikmet-perverâne bir mütâlaagâh olan bu güzel misâfirhânenin sâhibini ve bu kitab-ı kebîrin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken; en başta göklerin nur yaldızı ile yazılan güzel yüzü görünür: “Bana bak, aradığını sana bildireceğim!” der. O da bakar görür ki:
Bir kısmı, arzımızdan bin defa büyük ve o büyüklerden bir kısmı top güllesinden yetmiş derece sür'atli yüzbinler ecrâm-ı semâviyeyi direksiz, düşürmeden durduran ve birbirine çarpmadan fevkalhad çabuk ve beraber gezdiren; yağsız, söndürmeden mütemâdiyen o hadsiz lambaları yandıran ve hiçbir gürültü ve ihtilâl çıkartmadan o nihâyetsiz büyük kütleleri idare eden ve güneş ve kamerin vazifeleri gibi, hiç isyan ettirmeden o pek büyük mahlûkları vazifelerle çalıştıran ve iki kutbun dâiresindeki hesab rakamlarına sıkışmayan bir nihâyetsiz uzaklık içinde, aynı zamanda, aynı kuvvet ve aynı tarz ve aynı sikke-i fıtrat ve aynı sûrette, beraber,
