İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 235 / 238
235

hem ilmine ve hem ameline vâris olan bir zâta “zülcenâheyn”, yani “iki kanatlı” deniliyor... Binâenaleyh, tarîkattan maksad, ruhsatlarla değil, azîmetlerle amel edip Ahlâk-ı Peygamberî ile ahlâklanarak bütün manevî hastalıklardan temizlenip Cenâb-ı Hakk’ın rızâsında fânî olmaktır. İşte bu ulvî dereceyi kazanan kimseler, şübhesiz ki ehl-i hakikattirler. Yani, tarîkattan maksûd ve matlûb olan gayeye ermişler demektir. Fakat bu yüksek mertebeyi kazanmak, her adama müyesser olamayacağı için, büyüklerimiz matlûb olan hedefe kolaylıkla erebilmek için, muayyen kaideler vaz'eylemişlerdir. Hülâsa; tarîkat, şerîat dâiresinin içinde bir dâiredir. Tarîkattan düşen şerîata düşer, fakat – maâzallah – şerîattan düşen ebedî hüsranda kalır.

Bu büyük zâtın beyânâtına göre, Bediüzzaman’ın açtığı nur yolu ile, hakîki ve şâibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilâf yoktur. Her ikisi de rızâ-yı Bârîye ve binnetice Cennet-i a'lâya ve dîdâr-ı Mevlâya götüren yollardır.

Binâenaleyh, bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatı’nı seve seve okumasına hiçbir mâni kalmadığı gibi, bil'akis, Risale-i Nur; tasavvuftaki “murâkabe” dâiresini, Kur'ân-ı Kerîm yolu ile genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir.

Evet, insanın gözüne, gönlüne bambaşka ufuklar açan bu “Tefekkür” sebebiyle sâdece kalbinin murâkabesi ile meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letâifi ile birlikte zerrelerden kürelere kadar bütün kâinâtı azamet ve ihtişamı ile seyir ve temâşâ, murâkabe ve müşâhede ederek, Cenâb-ı Hakk’ın o âlemlerde binbir şekilde tecellî etmekte olan esmâ-i hüsnâsını, sıfât-ı ulyâsına kemâl-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir ma'bedde olduğunu aynelyakìn, ilmelyakìn ve hakkalyakìn derecesinde hisseder. Çünkü içine girdiği “ma'bed” öyle ulu bir ma'beddir ki; milyarlara sığmayan cemâatin hepsi aşk ve şevk, huşû ve istiğraklar içinde Hàlık’ını zikrediyor. Yanık, tatlı ve güzel lisânları, şîve, nâme, âhenk ve besteleri ile bir ağızdan:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَـمْدُ لِلّٰهِ وَلَٓااِلٰهَاِلَّااللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ

diyorlar.

Risale-i Nurun açtığı îmân ve irfan ve Kur'ân yolunu takib eden, işte böyle muazzam ve muhteşem bir ma'bede girer.. ve herkes de, îmân ve irfanı, feyiz ve ihlâsı nisbetinde feyizyâb olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.