dâim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyâsen, bu dağdağalı kararsız hayat-ı dünyeviyede o mes'ûd zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saâdetini kaybeder ve kısacık bir hayattaki münâsebet ve karâbet dahi, hakîki sadâkati ve samîmî ihlâsı ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukùt eder. Eğer âhirete îmân o hâneye girse, birden ışıklandıracak, ortalarındaki münâsebet ve şefkat ve karâbet ve muhabbet kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette saâdet-i ebediyede dahi o münâsebetlerin devamı ölçüsüyle samîmî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadâkat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir. Hakîki insaniyet saâdeti o hânede başlar inkişafa.. Bu mânâ dahi hüccetlerle Risale-i Nurda beyânına binâen kısa kesildi.
Hem herbir şehir kendi ahâlisine geniş bir hânedir. Eğer îmân-ı âhiret o büyük aile efrâdında hükmetmezse; güzel ahlâkın esâsları olan ihlâs, samîmiyet, fazilet, hamiyet, fedâkârlık, rızâ-yı İlâhî, sevâb-ı uhrevî yerine; garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu', riyâ, rüşvet, aldatmak gibi hâller meydân alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar.
Buna kıyâsen, memleket dahi bir hânedir ve vatan dahi bir millî ailenin hânesidir. Eğer îmân-ı âhiret bu geniş hânelerde hükmetse, birden samîmî hürmet ve ciddi merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muâvenet ve hilesiz hizmet ve muâşeret ve riyâsız ihsân ve fazilet ve enâniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.
Çocuklara der: “Cennet var, haylazlığı bırak!” Kur'ân dersiyle temkin verir.
Gençlere der: “Cehennem var, sarhoşluğu bırak!” aklı başlarına getirir.
Zâlime der: “Şiddetli azâb var, tokat yiyeceksin!” adâlete başını eğdirir.
İhtiyarlara der: “Senin elinden çıkmış bütün saâdetlerinden çok yüksek ve dâimî bir uhrevî saâdet ve taze, bâkî bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmağa çalış!” ağlamasını gülmeye çevirir.
Bunlara kıyâsen cüz'î ve küllî herbir tâifede hüsn-ü te'sirini gösterir, ışıklandırır. Nev'-i beşerin hayat-ı ictimâiyesiyle alâkadar olan ictimâiyyûn ve ahlâkıyyûnların kulakları çınlasın! İşte îmân-ı âhiretin binler fâidelerinden işâret ettiğimiz beş-altı nümûnelerine sâirleri kıyâs edilse kat'î anlaşılır ki; iki cihanın ve iki hayatın medâr-ı saâdeti yalnız îmândır.
Risale-i Nurda Yirmisekizinci Söz’de ve başka risalelerinde, haşrin cismâniyeti cihetinde gelen zaîf şübhelere kuvvetli cevablarına iktifâen burada yalnız bir kısa işâretle deriz ki:
