İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 40 / 238
40

Ben de onlar gibi ihtiyar ve zaîf olacağım.” diye birden, zulmen tecâvüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. Bu mânânın dahi Risale-i Nurda bürhânlarıyla izâhına iktifâen kısa kesiyoruz.

Hem nev'-i beşerin ehemmiyetli bir kısmı, hastalar ve mazlumlar ve bizim gibi musîbet-zedeler ve fakirler ve ağır ceza alan mahpuslar; eğer îmân-ı âhiret onların imdâdına yetişmezse, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm ve intikamını alamadığı ve nâmusunu elinden kurtaramadığı zâlimin mağrûrâne ihaneti ve büyük musîbetlerde boşu boşuna malını, evlâdını kaybetmekle gelen elîm me'yûsiyeti ve bir-iki dakika veya bir-iki saat keyif yüzünden beş-on sene böyle bir hapis azâbını çekmekten gelen kederli sıkıntı, elbette o bîçârelere dünyayı zindân ve hayatı bir işkenceli azâba çevirir. Eğer âhirete îmân imdâdlarına yetişse, birden onlar nefes alırlar; sıkıntıları, me'yûsiyetleri ve endişeleri ve intikam hiddetleri, derece-i îmânına göre kısmen ve bazen tamamen zâil olur.

Hattâ diyebilirim ki; benim ve bir kısım kardeşlerimin bu sebebsiz hapsimizde ve dehşetli musîbetimizde, eğer îmân-ı âhiret yardım etmese idi, bir gün dayanmak, ölüm kadar te'sir edip bizi hayattan istifâ etmeğe sevkedecekti. Fakat hadsiz şükür olsun, benim canım kadar sevdiğim pek çok kardeşlerimin bu musîbetten gelen elemlerini de çektiğim ve gözüm kadar sevdiğim binler Risale-i Nur Risaleleri ve benim yaldızlı ve süslü ve çok kıymetdâr kitaplarımın ziya'ları ve ağlamalarından teessüflerini çektiğim ve eskiden beri az bir ihaneti ve tahakkümü kaldıramadığım hâlde, sizi kasemle te'min ederim ki; îmân-ı bil'âhiret nuru ve kuvveti bana öyle bir sabır ve tahammül ve tesellî ve metânet, belki mücâhidâne, kârlı bir imtihan dersinde daha büyük mükâfâtı kazanmak için bir şevk verdi ki, ben bu risalenin başında dediğim gibi, kendimi Medrese-i Yûsufiye ünvânına lâyık bir güzel ve hayırlı medresede biliyorum. Arasıra gelen hastalıklar ve ihtiyarlıktan neş'et eden titizlikler olmasa idi, mükemmel ve rahat-ı kalb ile derslerime daha ziyâde çalışacaktım. Her ne ise, bu makam münâsebetiyle saded harici girdi, kusura bakılmasın.

Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir Cenneti dahi kendi hânesidir. Eğer îmân-ı âhiret o hânenin saâdetinde hükmetmezse, o aile efrâdı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azâblar çeker. O Cenneti, Cehenneme döner veyâhut muvakkat eğlenceler ve sefâhetlerle aklını tenvîm edip uyutur. Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zevâl ve firâk onu görmesin. Divânece, muvakkat, ibtal-i his nev'inden bir çare bulur. Çünkü meselâ vâlide, rûhunu fedâ ettiği evlâdını dâima tehlikelere ma'rûz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belâlardan kurtaramayan evlâdlar,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.