Büyük İkbâl’in heyecanlı şiirlerinden aldığım coşkun bir ilhâm neş'esi ile vaktiyle yazdığım “Mücâhid” ünvânını taşıyan bir manzûmede, aşağıdaki mısraları okuyanlardan, belki şâirâne bir mübâlağada bulunduğumu söyleyenler olmuştur. Lâkin şu mukaddimesini yazmakla şeref duyduğum şâheseri okuyanlar, vecdle dolu bir hayranlıkla anlayacaklar ki, Allah’ın ne kulları varmış! Eğer bir îmân, kemâlini bulursa, neler yapar ve ne hàrikalar doğururmuş?!
Bir azm, eğer îmân dolu bir kalbe girerse
İnsan da o îmândaki son sırra ererse
En azgın ölümler ona zincir vuramazlar,
Volkan gibi coşkun akıyor durduramazlar...
Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilhâm,
Peygamberi rüyada görür belki her akşam...
Hep nur onun îmân dolu kalbindeki mihrab,
Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtâb...
Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz,
Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz...
Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde...
En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa
Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa
Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
Rûhundaki îmânla yanan meş'ale sönmez!..
Kalbinde yanardağ gibi, îmân ne mukaddes!
Vicdânına her ân şunu haykırmada bir ses:
Ey yolcu! Şafaklar sökecek durma, ilerle!
Zulmetlere kan ağlatacak meş'alelerle...
Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere yüksel!
İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!..
Sanki bu mısralar îmân kahramanı büyük mücâhid Bediüzzaman Hazretleri için yazılmış. Zîra bu yüksek sıfatlar, hep onun sıfatlarıdır. Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmede bakınız mücâhidlere neler va'dediyor:
﴿ وَالَّذِينَ جَاهَـدُوا فِينَا لَنَهْـدِيَنَّـهُـمْ سُـبُلَـنَا وَ اِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ ﴾
