İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 167 / 238
167

sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir sûrette bir saatte yazarsa, birisi sana dese: “Şu kâtib, kendi te'lif ettiği senin suya düşmüş olan kitabını yeniden, bir dakika zarfında hâfızasından yazacak.” Sen diyebilir misin ki: “Yapamaz ve inanmam...”

Veyâhut, bir sultan-ı mu'cizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve tenezzüh için bir işâretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder. Denizi karaya çevirdiğini gördüğün hâlde, sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış. O zâtın kendi ziyâfetine dâvet ettiği misâfirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese: “O zât, bir işâretle o taşı, ne kadar büyük olursa olsun kaldıracak veya dağıtacak. Misâfirlerini yolda bırakmayacak.” Sen desen ki: “Kaldırmaz veya kaldıramaz...”

Veyâhut, bir zât bir günde, yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği hâlde biri dese: “O zât bir boru sesiyle, efrâdı, istirahat için dağılmış olan taburları toplar. Taburlar, nizâmı altına girerler” Sen desen ki “İnanmam!” Ne kadar divânece hareket ettiğini anlarsın...

İşte şu üç temsîli fehmettin ise, bak! Nakkàş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rû-yi arzın sahifesinde üçyüz binden ziyâde envâ'ı, Kudret ve Kader kalemiyle ahsen-i sûret üzere yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar. Birbirine mâni olmaz. Teşkilce, sûretçe birbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.

Evet, en büyük bir ağacın rûh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte dercedip, muhâfaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz, “vefât edenlerin rûhlarını nasıl muhâfaza eder” denilir mi?

Ve küre-i arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr; Âhirete giden misâfirlerinin yolunda, “nasıl bu Arzı kaldıracak veya dağıtacak” denilir mi?

Hem, hiçten yeniden bütün zîhayatın ordularını bütün cesedlerinin taburlarında kemâl-i intizamla, zerrâtı emr-i كــُنْ فَيَكــُونُ ile kaydedip yerleştiren, ordular icâd eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misâl cesedin nizâmı altına girmekle, “birbiriyle tanışan zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliyesini bir sayha ile nasıl toplayabilir” denilir mi?

Hem, bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece-gündüzün tebdilinde, hattâ cevv-i havada bulutların icâd ve ifnâsında, haşre nümûne ve misâl ve emâre olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun. Hattâ eğer hayâlen bin sene evvel kendini

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.