ve uzun ve sıkıntılı ve yüzde doksandokuz Cehennem hapsini ve şekàvet-i dâimeyi netice veren yolunu ihtiyar ettiği hâlde, dünyada iki yolun, bir tek muhbirin yalan olabilir haberiyle yüzde bir tek ihtimal tehlike ve bir ay hapis imkânı bulunan kısa yolu bırakıp, menfaatsiz – yalnız zararsız olduğu için – uzun yolu ihtiyar eden bedbaht, sarhoş divâneler gibi, dehşetli ve uzakta görünen ve ona musallat olan ejderhalara ehemmiyet vermez, sineklerle uğraşıyor, yalnız onlara ehemmiyet verir derecede aklını, kalbini, rûhunu, insaniyetini kaybetmiş oluyor.
Mâdem hakikat-i hâl budur.. biz mahpuslar, bu hapis musîbetinden intikamımızı tam almak için o mübârek ikinci hey'etin hediyelerini kabûl etmeliyiz. Yani, nasıl ki bir dakika intikam lezzeti ve birkaç dakika veya bir-iki saat sefâhet lezzetleriyle bu musîbet; bizi onbeş ve beş ve on ve iki-üç sene bu hapse soktu, dünyamızı bize zindân eyledi; biz dahi bu musîbetin rağmına ve inâdına, bir-iki saat müddet-i hapsi bir-iki gün ibâdete ve iki-üç sene cezamızı – mübârek kafilenin hediyeleriyle – yirmi-otuz sene bâkî bir ömre ve on ve yirmi sene hapiste cezamızı milyonlar sene Cehennem hapsinden affımıza vesile edip fânî dünyamızın ağlamasına mukâbil, bâkî hayatımızı güldürerek bu musîbetten tam intikamımızı almalıyız. Hapishâneyi terbiyehâne gösterip vatanımıza ve milletimize birer terbiyeli, emniyetli, menfaatli adam olmağa çalışmalıyız. Ve hapishâne memurları ve müdürleri ve müdebbirleri dahi, cânî ve eşkıyâ ve serseri ve kàtil ve sefâhetçi ve vatana muzır zannettikleri adamları, bir mübârek dershânede çalışan talebeler görsünler ve müftehirâne Allah’a şükretsinler. ∗ ∗ ∗
