İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 95 / 255
95 Münâfıklar Hakkında

Mukadder bir suale cevab olduğunun tevcîhi ise, sanki onların şeytanları tarafından şöyle bir sual vârid olmuştur ki, “Yâhû, eğer siz bizimle beraber ve bizim mesleğimizde olmuş olsaydınız, mü'minlere muvâfakat etmezdiniz. Ya siz onların mezheblerine geçtiniz veyâhut sizin için muayyen bir mezheb yoktur.” Bu suale karşı ﴾ اِنَّـمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿ diye, Müslümanlardan olmadıklarını sarâhaten söyledikleri gibi, hasrı ifâde eden اِنَّـمَا ile, muayyen bir mezhebi olmayanlardan olmadıklarına işâret etmişlerdir. Ve kezâ, devamı ifâde eden ism-i fâil sîgasıyla مُسْتَهْزِؤُنَ demeleri, mü'minlere karşı yaptıkları istihzânın dâimî bir sıfatları olup, bilâhare ârız olmuş sıfatları olmadığına işârettir.

﴾ اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِـمْ ﴿ Yani, “Allah onları istihzâ ediyor.” Bu cümlenin evvelki cümlelere atfedilmeyerek atıfsız zikredilmesinin esbâbı:

Eğer atfedilmiş olsaydı, ya ﴾ اِنَّـمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿ cümlesine atfolurdu; bu ise bu cümlenin de اِنَّا مَعَكُـمْ cümlesine te'kid olmasını icâb eder. Veya اِنَّا مَعَكُـمْ cümlesine atfolurdu; bu dahi bu cümlenin onların sözlerinden biri olduğunu iktiza eder. Veya قَالُوا ya atfolacaktı; o vakit Allah’ın onlara olan istihzâsı halvet zamanıyla mukayyed olacaktı. Hâlbuki Allah’ın istihzâsı dâimîdir. Veyâhut وَاِذَا لَقُوا cümlesine atıf yapılacaktı; bu ise her iki taraftan, yani mâtuf ve mâtufun-aleyhten maksadın, bir olduğunu istilzam eder. Hâlbuki birinci cümle amellerini beyân eder; ikinci cümle cezaları hakkındadır. Demek mahzursuz, münâsib bir mâtufun-aleyh bulunmadığından müste'nife olarak, yani mâkabliyle bağlı olmayarak mukadder bir suale cevab kılınmıştır.

Evet, münâfıkların fenâlığı ve kötülüğü öyle bir dereceye bâliğ olmuştur ki, hâllerine vâkıf olan her rûh, “Acaba böyle fenâ olanların cezası nedir ve cezaları verilmeyecek mi?” diye sormaya mecbur olur. İşte, Kur'ân-ı Kerîm ﴾ اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِـمْ ﴿ cümlesiyle şu mukadder suale cevab vermiştir. Demek bu cümlenin isti'nâfı, atfından daha mühimdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.