İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 42 / 255
42

tabakaya ihtiram, itâat, muhabbet yerine ihtilâl sadâları, hased bağırtıları, kin ve nefret vâveylâları yükselir. Kezâlik, yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsân, taltif yerine zulüm ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkîrler yağıyor.

Maalesef, tabaka-i hàvâstaki meziyetler, tevâzu' ve terahhuma sebeb iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukaradaki acz ve fakirlik, ihsân ve merhameti mûcib iken, esâret ve sefâleti intac ediyor. Eğer bu söylediklerime bir şâhid istersen âlem-i medeniyete bak, istediğin kadar şâhidler mevcûddur.

Hülâsa; tabakalar arasında musâlahanın te'mini ve münâsebetin te'sisi ancak ve ancak Erkân-ı İslâmiyeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruatın hey'et-i ictimâiyece yüksek bir düstur ittihàz edilmesiyle olur. ∗∗∗

► 04 ◄

﴿ وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْـلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُـمْ يُوقِنُوـنَـ ﴾

Kur'ân-ı Kerîm, bu âyet gibi çok âyetlerde terkîblerin, kelâmların muhtemel bulundukları ihtimallerden, vecihlerden bir ihtimalini veya bir vechini bir emâre ile ta'yin etmemekle, nazm-ı kelâmı, mürsel ve mutlak bırakmıştır. Bu da i'câzı intac eden îcâza menşe' olarak latîf bir sırdır. Şöyle ki:

Belâğat, muktezâ-yı hâle mutâbakattan ibarettir. Kur'ânın muhâtabları, muhtelif asırlarda mütefâvit tabakalardır. Bu tabakalara mürâaten, muhâvere ve mükâlemeyi o asırlara teşmîl etmek üzere, çok yerlerde ta'mîm için hazf yapıyor; çok yerlerde nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki; ehl-i belâğat ve Ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimaller çoğalsın ki, her asırda her tabaka, fehimlerine göre hissesini alsın.

Bu âyeti mâkabliyle nazm ve rabteden münâsebet: Kur'ân-ı Kerîm, evvelki âyetle ta'mîm yaptıktan sonra, bu âyetle tahsîs yapmıştır. Evet bu âyet, ehl-i kitaptan îmân edenleri tahsîsle şereflerini ilân ve îmâna gelmeyenleri îmâna teşvik ediyor. Abdullâh İbn-i Selâm ele alınarak diğerlerinin Abdullâh İbn-i Selâm gibi olmaları için yapılan teşvik gibi.

Ve kezâ Kur'ân-ı Kerîmin bütün ümmetlere ve Risalet-i Muhammediyenin bütün milletlere şâmil olduklarını tasrîh etmek üzere, her iki اَلَّذ۪ينَ ile مُتَّق۪ينَ nin her iki kısmına tansîs edilmiştir.

Ve kezâ ﴾ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ﴿ sadefinde bulunan îmânın rükünlerini beyân etmek için, icmâlden sonra tafsîle geçmiştir. Çünkü bu âyet; kitaplara, kıyâmete sarâhaten; rusül ve melâikeye zımnen delâlet eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.