İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdâdlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür.
Vasat mertebesi ise şecâattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını fedâ eder; meşrû olmayan şeylere karışmaz.
İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin fürûâtında da şu üç mertebenin yeri vardır.
Ve kezâ; kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz.
İfrat mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak sûretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur.
Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinâb eder.
﴿ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِـكْــمَـةَ فَقَـدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَــثِيرًا ﴾
İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi; fürûâtı da, o üç mertebeyi hâvîdir. Meselâ: Halk-ı ef'âl mes'elesinde Cebr Mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İ'tizâl Mezhebi de tefrittir ki, te'siri insana verir. Ehl-i Sünnet Mezhebi vasattır. Çünkü bu mezheb, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidâyetini, irâde-i cüz'iyeye; nihâyetini, irâde-i külliyeye veriyor.
Ve kezâ, i'tikàdda da ta'til ifrattır; teşbih, tefrittir; Tevhid, vasattır.
Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adâlettir. Sırat-ı müstakîmden murad, şu üç mertebedir.
► 7 ◄
﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْـهِمْ ﴿ Kur'ânın inci gibi lafızlarının dizilmesi; bir hayta, bir çeşide, bir nakşa münhasır değildir. Belki; zuhûrca, hafâca, yakınlıkça, uzaklıkça mütefâvit çok tenâsüblerden hâsıl olan pek çok nakışlar üzerine dizilmişlerdir, nazmedilmişlerdir. Zâten i'câzın esâsı, ihtisardan sonra ancak böyle nakışlardadır.
Evet, ﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْـهِمْ ﴿ ile mâkablindeki herbir kelime arasında bir münâsebet vardır.
Meselâ: ﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ﴿ ile münâsebeti vardır; çünkü ni'met, hamde delil ve karînedir.
﴾ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿ ile münâsebetdârdır. Çünkü, terbiyenin kemâli, ni'metlerin tevâlî ve teâkubu ile olur.
