terbiyesinden ve o uzuvların da Sâni'i i'lâm etmelerinden anlaşılır ki; o uzuvlar; birer hayy, birer âkıl, birer mütekellim sûretinde tasavvur edilmiştir. Binâenaleyh bu cem’de, kavâide muhâlefet yoktur.
► 3 ◄
﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يـمِ ﴿ Mâkabliyle bu iki sıfatın nazmını icâb eden şöyle bir münâsebet vardır ki; biri menfaatleri celb, diğeri mazarratları def'etmek üzere terbiyenin iki esâsı vardır.
“Rezzâk” mânâsına olan اَلرَّحْمٰنِ birinci esâsa, “Gaffâr” mânâsını ifâde eden اَلرَّح۪يـمِ de ikinci esâsa işâretleri için birbiriyle bağlanmıştır.
► 4 ◄
﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿ Mâkabliyle şu sıfatın nazmını iktiza eden sebeb şudur ki; şu sıfat, “Rahmet”i ifâde eden mâkabline neticedir. Zîra, kıyâmetle saâdet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve ni'metin ni'met olması, ancak ve ancak haşir ve saâdet-i ebediyeye bağlıdır. Evet, saâdet-i ebediye olmasa, en büyük ni'metlerden sayılan aklın, insanın kafasında yılan vazifesini görmekten başka bir işi kalmaz. Kezâlik; en latîf ni'metlerden sayılan şefkat ve muhabbet, ebedî bir ayrılık düşüncesiyle, en büyük elemler sırasına geçerler.
S — Cenâb-ı Hakk’ın, herşeye mâlik olduğu bir hakikat iken, burada haşir ve ceza gününün tahsîsi neye binâendir?
C — Şu âlemin, insanlarca, hakîr ve hasîs sayılan bazı şeylerine Kudret-i Ezeliyenin bizzat mübâşereti, azamet-i İlâhiyeye münâsib görülmediğinden, vaz'edilen esbâb-ı zâhiriyenin o gün ref'iyle; herşeyin şeffâf, parlak iç yüzüyle tecellî edip Sâni'ini, Hàlık’ını vâsıtasız göreceğine işârettir.
يَوْمِ tâbiri ise, haşrin vukû'unu gösteren emârelerden birine işârettir. Şöyle ki:
Sâniye, dakika, saat ve günleri gösteren haftalık bir saatin millerinden birisi devrini tamam ettiği zaman, behemehal ötekiler de devirlerini ikmal edeceklerine kanâat hâsıl olur.
Kezâlik, yevm, sene, ömr-ü beşer ve ömr-ü dünya için de ta'yin edilen manevî millerden birisi devrini tamam ettiğinde, ötekilerin de –velev uzun bir zamandan sonra olsun– devirlerini ikmal edeceklerine hükmedilir.
Ve kezâ, bir gün veya bir sene zarfında vukû'a gelen küçük küçük kıyâmetleri, haşirleri gören bir adam, saâdet-i ebediyenin –haşrin tulû'-u fecriyle, şahsî bir nev' hükmünde olan– insanlara ihsân edileceğine şübhe edemez.
