İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 108 / 255
108

► 19-20 ◄

﴿ اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّـمَٓاءِ فِيـهِ ظُـلُمَاتٌـ وَرَعْـدٌ وَبَرْقٌ يَجْـعَلُونَ اَصَابِعَهُـمْ فِىٓ اٰذَانِهِـمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَالْمَوْتِ وَاللّٰهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ ❀ يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُـمْ كُلَّـمَٓا اَضَٓاءَ لَهُـمْ مَشَوْا فِيـهِ وَاِذَٓا اَظْلَـمَ عَلَيْـهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَٓـاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْـعِهِـمْ وَاَبْصَارِهِـمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كــُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ﴾

“Yâhut münâfıkların meseli; semâdan yağan şiddetli, fırtınalı yağmura tutulan yolcuların meseli gibidir. O yağmurun şiddetini arttıran zulmetler, gürültüler, şimşekler yağmurun içinde vardır. Şimşeklerin çakmasıyla ölmek korkusundan parmaklarını kulaklarına sokarlar. Cenâb-ı Hak, kudretiyle kâfirleri ihâta etmiştir. Kâfirlerden küfürlerinin cezasından kurtulan yoktur. Çakan şiddetli şimşekler, hemen hemen gözleri kör edecek şânındandır. Onlar, şimşekler çaktığı ve etraf aydınlandığı zaman yürürler, karanlık çöktüğü vakit dururlar. Eğer Cenâb-ı Hak murad etseydi, onların kulaklarının ve gözlerinin nurlarını götürürdü. Cenâb-ı Hak herşeye kàdirdir.”

Bu âyette beyân edilecek “üç nokta” vardır.

Birincisi: Bu âyetin mâkabliyle vech-i irtibatı.

İkincisi: Cümleleri arasındaki cihet-i intizam.

Üçüncüsü: Cümlelerin hey'etlerinde, eczâlarında, kelimelerindeki nizâmdır.

Evet, bu âyetin cümleleri arasındaki nizâm ve irtibat, aynen sâniye, dakika, saatleri sayan miller arasındaki irtibat gibidir.

Evvelâ, bu âyeti evvelki âyetle rabteden cihet:

Kur'ân-ı Kerîm münâfıkların vaziyetlerini tasvir için itnâb ve tatvîl ile, yani uzun ibareleri hâvî misâl ve temsîlleri tekrar etmiştir. Bu da münâfıkların vaziyetine terettüb eden dehşet ve hayretin iki kısma ayrıldığından ileri gelmiştir. Zîra, birinci temsîlin hülâsasına göre, münâfık olan kimse, kendisini vücûd sahrâsında arkadaşlarından ayrılmış, tek başına kaldığını ve kâinât cemiyetinden tard edilmiş sâhibsiz kaldığını bildiği gibi, herşeyi de ma'dûm bilir. Ve vahşetle ihâta edilmiş, sükûn ve sükûnet içinde bütün mahlûkata ecnebî nazarıyla bakar. Münâfıkın şu bakışıyla mü'minin bakışı arasında dağlar kadar fark vardır. Zîra, mü'min olan zât, nur-u îmân ile bütün mevcûdâtı kendisine dost ve âşinâ bilir. Ve kâinâtla, tevahhuş etmek değil, tam bir ünsiyeti ve muârefesi vardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.