te'min etmekle “re'sülmal”ımız olan isti'datlarımızı nemâlandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelîden risalet vazifesiyle gelip riyâset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelînin risalet berâtı olarak bana verdiği Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân elimdedir. Şübhen varsa al, oku!
Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın verdiği şu cevablar, Kur'ândan muktebes ve Kur'ân lisânıyla söylenildiğinden, Kur'ânın anâsır-ı esâsiyesinin şu dört maksadda temerküz ettiği anlaşılıyor.
S — Şu makàsıd-ı erbaa, Kur'ânın hangi âyetlerinde bulunuyor?
C — O anâsır-ı erbaa, Kur'ânın hey'et-i mecmuasında bulunduğu gibi; Kur'ânın sûrelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hattâ kelimelerinde bile sarâhaten veya işâreten veya remzen bulunmaktadır. Çünkü, Kur'ânın küllü, cüz'lerinde göründüğü gibi, cüz'leri de, Kur'ânın küllüne âyinedir. Bunun içindir ki Kur'ân, “müşahhas olduğu hâlde, efrâd sâhibi olan küllî” gibi ta'rif edilir.
► 1 ◄
S — ﴾ بِسْـمِ اللّٰهِ ﴿ ve ﴾ اَلْحَـمْدُ لِلّٰهِ ﴿ gibi âyetlerde makàsıd-ı erbaaya işâretler var mıdır?
C — Evet, قُلْ kelimesi, Kur'ânın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan قُلْ kelimelerine esâs olmak üzere ﴾ بِسْـمِ اللّٰهِ ﴿ dan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir. Yani, “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve ta'lim et!” Demek Besmele’de İlâhî ve zımnî bir emir var. Binâenaleyh, şu mukadder olan قُلْ emri, risalet ve nübüvvete işârettir. Çünkü resûl olmasaydı, tebliğ ve ta'lime memur olmazdı. Kezâlik, hasrı ifâde eden câr ve mecrûr un takdimi, tevhide îmâdır.
Ve kezâ اَلرَّحْمٰـنِ nizâm ve adâlete; اَلرَّح۪يـمِ de, haşre delâlet eder.
Ve kezâ ﴾ اَلْحَـمْدُ لِلّٰهِ ﴿ daki ل ihtisası ifâde ettiğinden tevhide işârettir.
﴾ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿ adâletle nübüvvete remizdir; çünkü terbiye, resûller vâsıtasıyla olur.
﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿ zâten sarâhaten haşir ve kıyâmete delâlet eder.
Ve kezâ ﴾ اِنآَّ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ﴿ sadefi de, o makàsıd-ı erbaa cevherlerini tazammun etmiştir.
