İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 20 / 255
20

دِينْ kelimesinden maksad; ya cezadır, çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek bir gündür.. veya hakàik-ı diniyedir, çünkü hakàik-ı diniye o gün tam mânâsıyla meydâna çıkar. Ve dâire-i i'tikàdın, dâire-i esbâba galebe edeceği bir gündür.

Evet, Cenâb-ı Hak, müsebbebâtı esbâba bağlamakla, intizamı te'min eden bir nizâmı kâinâtta vaz' etmiş. Ve herşeyi, o nizâma mürâat etmeğe ve o nizâmla kalmaya tevcîh etmiştir. Ve bilhassa insanı da, o dâire-i esbâba mürâat ve merbûtiyet etmeğe mükellef kılmıştır. Her ne kadar dünyada, dâire-i esbâb, dâire-i i'tikàda gâlib ise de; âhirette, hakàik-ı i'tikàdiye tamamen tecellî etmekle, dâire-i esbâba galebe edecektir. Buna binâen, bu dâirelerin herbirisi için ayrı ayrı makamlar, ayrı ayrı hükümler vardır. Ve her makamın iktiza ettiği hükme göre hareket lâzımdır. Aksi takdirde, dâire-i esbâbda iken; tabiatıyla, vehmiyle, hayâliyle dâire-i i'tikàda bakan Mu'tezile olur ki, te'siri esbâba verir.

Ve kezâ, dâire-i i'tikàdda iken, rûhuyla, îmânıyla dâire-i esbâba bakan da, esbâba kıymet vermeyerek Cebriye Mezhebi gibi tenbelcesine bir tevekkül ile nizâm-ı âleme muhâlefet eder.

► 5 ◄

﴾ كَ : ﴿ اِيَّاكَ نَعْبُـدُ zamîrinde iki nükte vardır.

Birincisi: Mâkablinde zikredilen sıfât-ı kemâliyenin كَ zamîrinde müstetir ve mutazammın olduğuna işârettir. Çünkü, o sıfatların birer birer ta'dâdından hâsıl olan büyük bir şevk ile, gaybetten hitâba, yani ism-i zâhirden şu كَ zamîrine iltifat ve intikal olmuştur. Demek كَ zamîrinin merci'i, geçen sıfât-ı kemâliye ile mevsuf olan zâttır.

İkincisi: Elfâz okunurken mânâlarını düşünmek, belâğat mezhebinde vâcib olduğuna işârettir. Çünkü, mânâlar düşünülürse, nâzil olduğu gibi okunur ve o okuyuş; tabiatıyla, zevkiyle hitâba incirâr eder. Hattâ ﴾ اِيَّاكَ نَعْبُـدُ ﴿ yu okuyan adam, sanki اُعْبُـدْ رَبَّكَ كَاَنَّكَ تَرَاهُ cümlesindeki emre imtisalen okuyor gibi olur.

Cem' sîgasıyla zikredilen نَعْبُـدُ deki zamîr, üç tâifeye işârettir.

Birincisi, insanın vücûdundaki bütün a'zâ ve zerrâta râci'dir ki, bu itibarla şükr-ü örfîyi edâ etmiş olur.

İkincisi, bütün ehl-i tevhidin cemâatlerine aittir; bu cihetle Şerîat’a itâat etmiş olur.

Üçüncüsü, kâinâtın ihtiva ettiği mevcûdâta işârettir; bu itibarla, şerîat-ı fıtriye-i kübrâya tâbi olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.