İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 69 / 255
69 Mühürlenen Kalbler

(nemâlandırmak) için bir çare ararken, derhâl bir nokta-i istimdâdı aramaya başlar. Bu noktalar ise, îmân ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem' ve basara hakk-ı tekaddümü vardır.

İhtar: Kalbden maksad, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir Latîfe-i Rabbâniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdân; ma'kes-i efkârı, dimağdır. Binâenaleyh, o Latîfe-i Rabbâniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tâbirinden şöyle bir letâfet çıkıyor ki; o Latîfe-i Rabbâniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir.

Evet, nasıl ki bütün aktâr-ı bedene mâü'l-hayatı neşreden o cism-i sanevberî, bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesiyle kàimdir; sekteye uğradığı zaman cesed de sukùta uğrar; kezâlik, o Latîfe-i Rabbâniye a'mâl ve ahvâl ve maneviyatın hey'et-i mecmuasını hakîki bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u îmânın sönmesiyle, mâhiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır.

﴾ وَعَلٰى سَمْعِهِـمْ ﴿ de عَلٰى nın tekrarı kalb ile sem'e vurulan hâtemlerin herbirisi müstakil bir nev'i delâile ait olduğuna işârettir.

Evet, kalbin hatmi, delâil-i kalbiye ve vicdâniyeye aittir. Sem'in hatmi, delâil-i nakliye ve hariciyeye aittir.

Ve kezâ, her iki hatmin bir cinsten olmadığına bir remizdir.

S — Kalb ile basarın cem' sîgasıyla, sem'in müfred sûretinde zikirlerinde ne gibi bir hikmet vardır?

C — Kalb ile basarın taalluk ettikleri şeyler mütehâlif, yolları mütebâyin, delilleri mütefâvit, ta'lim ve telkin edicileri mütenevvi'dir. Sem' ise, kalb ve basarın hilâfına, masdardır. İşittiren ferddir. Cemâatin işittikleri, ferddir. İşiten ferd, ferd olur. Bunun için müfred olarak iki cem’in arasına düşmüştür.

S — Kalbden sonra tercihen sem'in zikredilmesi neye binâendir?

C — Melekât ve ma'lûmât-ı kalbiye, ale'l-ekser kulak penceresinden kalbe girerler. Bu itibarla, sem', kalbe yakındır. Ve aynı zamanda, cihât-ı sitteden ma'lûmât aldığı cihetle kalbe benziyor. Zîra göz, yalnız ön ciheti görür. Bunlar ise her tarafı görürler.

﴾ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِـمْ غِشَاوَةٌ ﴿ de, üslûbun tağyîriyle, cümle-i fiiliyeye tercihen cümle-i ismiyenin ihtiyar edilmesi, basar ile görünen delillerin sâbit olduklarına; kalb veya sem' ile alınan deliller ise, müteceddid ve gayr-ı sâbit olduklarına işârettir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.