İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 51 / 255
51 Delâil-i Haşr

ve bir ihtiyar altında mahsûs kanunlarla, muayyen nizâmlarla, muntazam hareketlerle intikal ettiğini ve kalıptan kalıba girip çıktığını gör.

Sonra insanın bekàsına dikkat et. İnsan, bu vücûd libâsını her sene değiştirir. Bu vücûd değişmesi, bedendeki hüceyrâtın yıkılıp yapılmasıyla olur. Bu tamirat da, bütün âzânın erzâk mahzeni hükmünde olan Cenâb-ı Hakk’ın bir kanun-u mahsûsla ihzar ettiği o madde-i latîfeden alınan eczâ ile yapılır.

Sonra o madde-i latîfenin ahvâline bak. Nasıl âzânın ihtiyaçlarına göre muayyen bir kanun ile taksim edilir ve bedenin her tarafına mahsûs bir nizâm ile muntazaman dağıtılır.

Yine şâyân-ı dikkattir ki; o madde-i latîfe, dört matbahta pişirildikten sonra ve dört inkılâbdan geçtikten sonra ve dört süzgeçten tasfiye edildikten sonra rızık olarak taksim edilir.

Hem yine şâyân-ı dikkattir ki; o madde-i latîfe, yemeklerin rûhu ve hülâsasıdır. O yemekler âlem-i anâsırda dağınık menba'lardan muntazam bir düstur ile, mahsûs bir nizâm ile cem' ve tahsil edilirler.

İşte bütün bu nizâmlar, bu kanunlar, bu intizamlar; hep bir kasd, bir irâde, bir hikmetten çıkıyor. Evet, meselâ Habib’in gözünde yerleşen bir zerrenin, unsur-u havadan veya unsur-u türâbdan o garîb, acîb tavırlarda, inkılâblarda yaptığı muntazam hareketinden anlaşılır ki; o zerre, toprakta iken Habib’in gözüne ta'yin edilmiş ve bir memur gibi mahall-i memuriyetine muntazaman i'zam kılınmıştır (yükseltilmiştir).

Evet, fennî bir nazarla dikkat edilirse anlaşılır ki, o zerrenin hareketi, körükörüne, tesâdüf eseri değildir. Çünkü o zerre, hangi mertebeye girerse, o mertebenin nizâmına tâbi olur. Ve hangi bir tavra intikal etmiş ise, onun muayyen kanunuyla amel etmiştir. Ve hangi bir tabakaya misâfir gitmiş ise, muntazam bir hareket ile sevkedilmiştir.

Hülâsa, neş'e-i ûlâya dikkat edenin, neş'e-i uhrâ hakkında tereddüdü kalmaz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın emrettiği gibi: “Neş'e-i ûlâyı gören adam, neş'e-i uhrâyı inkâr edebilir mi?” Çünkü ikinci teşekkül, yani ikinci yapılış, birinci teşekkülden daha kolaydır. Bunu yapan, onu daha kolay yapar.

Meselâ, bir fırka askerin ilk teşekkülünde, efrâdın birbiriyle ünsiyetleri, muârefeleri olmadığından ve ta'lim ve terbiye görmemeleri yüzünden, yontulmamış taşlar gibi olduklarından, o efrâd, o fırkanın bünyesinde yerleştirilinceye kadar çok zahmetler vardır. Fakat ba'de't-teşekkül terhis edilip de bir daha taht-ı silâha dâvet edildiği zaman, pek kolay ictimâ' eder ve fırkayı teşkil ederler. Bu teşekkül, evvelki teşekkülden daha kolay olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.