İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 50 / 255
50

Evet, bütün ni'metleri nıkmetlere çeviren ebedî ayrılmaktan doğan ve umumî mâtemlerden yükselen o belâlardan kâinâtı, bilhassa şuûrlu olan mahlûkatı kurtaran şey, saâdet-i ebediyenin gelmesidir. Çünkü bütün ni'metlerin, rahatların, lezzetlerin rûhu olan saâdet-i ebediye gelmezse, umum kâinâtın şehâdetiyle sâbit olan ve güneş gibi parlayan rahmet ve şefkat-i İlâhiyenin bedâhetine karşı mükâbere ile inkâr lâzım gelir.

Ey Habîb-i Şefîk ve ey Şefîk-i Habîb! Ey Said-i Mecid ve ey Mecid-i Said! Rahmet-i İlâhiyenin en latîfi, en zarîfi, en lezîzi olan muhabbet ve şefkate bakınız. O muhabbet ve şefkati, firâk-ı ebedî ve hicran-ı lâyezâlî ile karşıladığınız takdirde; vicdân, hayâl ve rûh ne hâle gireceklerdir. O muhabbet ve o şefkat en büyük, en tatlı bir ni'met iken, en azîm bir musîbete, bir belâya inkılâb eder.

Acaba göz önünde bilbedâhe görünen Rahmet-i İlâhiye, firâk-ı ebedînin muhabbet ve şefkat aleyhine hücum etmesine müsâade eder mi? Vallahi hayır!.. لَا وَاللّٰهِ

Ancak o rahmetin şe'nindendir ki, firâk-ı ebedîyi hicran-ı lâyezâlîye, hicran-ı lâyezâlîyi firâk-ı ebedîye ve adem-i mutlakı da her ikisine musallat eder ki, o firâkların, o hicranların kökleri ortadan kalksın.

• Sekizinci Bürhân: Bütün âlemce her hususta sıdkı ve doğruluğu ma'lûm ve müsellem olan Hazret-i Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, parmağıyla kameri şakk ettiği gibi, lisânıyla da saâdet-i ebediyenin kapılarını açmıştır. Ve bütün enbiyâ-yı izâmın bu hakikat üzerine icmâları, bir hüccet-i kàtıadır.

• Dokuzuncu Bürhân: Onüç asırdan beri yedi vecihle i'câzı tasdik edilen Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın haşir hakkındaki beyânâtı, saâdet-i ebediyenin geleceğine kâfî bir delil değil midir? Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?

• Onuncu Bürhân: Bu bürhân, binlerce bürhânları müctemîdir. Bu bürhânları, çok âyetler tazammun etmişlerdir.

Evet, Kur'ân-ı Kerîm, çok âyetlerinden haşre nâzır pencereler açmıştır.

Ezcümle ﴾ وَقَدْ خَلَقَكُـمْ اَطْوَارًا ﴿ âyetiyle, saâdet-i ebediyeye yol açan bir kıyâs-ı temsîlîye işâret etmiştir.

Kezâlik, ﴾ وَمَا رَبُّكَ بِظَـلَّامٍ لِلْعَبِيـدِ ﴿ âyet-i kerîmesiyle, o saâdeti gösteren bir kıyâs-ı adlîye işâret etmiştir.

Birinci âyetle işâret edilen kıyâs-ı temsîlî: Evvelâ insanın vücûduna bak. Nasıl tavırdan tavıra, yani; nutfeden alakaya, alakadan mudğaya, mudğadan et ve kemiğe, et ve kemikten insan sûretine bir kasd, bir irâde

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.